Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Taşrada hüzün, Yozgat’ta blues

Okan Toprak Yazıları

Merkezin dışında olanı, hep bir yerlerden uzakta olmayı ifade eden taşraya dair enfes tanımlamalardan birini yapan Nurdan Gürbilek, taşrayı, sadece mekana ilişkin bir anlam yüklemeden bir ruh haliyle özdeşleştirerek anlatır. “Bir dışta kalma, bir daralma deneyimini, böyle yaşanmış hayatları ifade etmek için” kullanır taşra sıkıntısı adını verdiği deneyimi anlatırken. Sadece taşraya özgü değildir bu deneyim, metropolün göbeğinde de yaşanabilir ve insanlar hızla değişen postmodern çağda hızla yalnızlaşırken, ruh halleri de birer taşraya dönüşebilir. Metropollü ya da taşralı pek çok kişinin yazgısı olabilecek bu durum, hüzünlü bir yalnızlaşma halidir. Mahmut Fazıl Coşkun’un ikinci sinema filmi Yozgat Blues’in ana karakteri Yavuz da taşra sıkıntısını içinde duyan, hayata oldukça yabancılaşmış yalnız bir karakterdir. Kursiyeri Neşe’yle birlikte düştüğü taşra yollarında Yozgat’ta duraklar ve İstanbul’da bir türlü tutunamadığını hissettiği hayata burada tekrar asılmayı dener.

Film boyunca Fransızca bir şarkıyı, Joe Dassin’in Lete Indien parçasını söyleyen Yavuz, hayatını da müzisyenlikle kazanmaktadır, daha doğru bir deyişle tökezleyerek ayakta kalmaya çalışmaktadır. Filmin açılışında bir alışveriş merkezinde kimselerce fark edilmeden ağır ağır söyler şarkısını, bir köşeye çekilmiş düşkün bir şarkıcı gibidir adeta. Halinden pek popüler olmadığı anlaşılır. Kişisel yaşamındaki kayıtsız hali, sahne yaşamıyla bir paralellik sergiler gibidir. Bir belediyenin düzenlediği müzik kursundan tanıştığı öğrencisi Neşe’nin vokallik teklifini kabul ederek onunla Yozgat’a gider. Neşe, süpermarkette sucuk tanıtımı yapan, alt sınıftan bir metropollüdür, kendisine benzer milyonlarcası gibi fark edilmeden yaşar. Hayatıyla ilgili bir arayış, bir fark edilme peşindedir. Yavuz’la Yozgat’a bu yüzden gider ve filmin sonunda istediğine de ulaşır aslında. Yavuz’dan farklı olarak hayata pragmatik yaklaşımı nedeniyle bulunduğu yerin koşullarına daha çabuk uyum sağlar. Esasında Neşe ve Yavuz arasında belirginleşen farklılık, hayata karşı takındıkları tavırdadır; Neşe, “zamanın ruhuna” uygun olarak daha pragmatik, çıkarcıdır. Onun aksine Yavuz, özveriye daha meyilli ve değerlerine sadık kalmakta ısrarcıdır, tıpkı müzikal tavrında ısrarcı olduğu gibi. Ama bu durumu tam da yalnızlığının nedenidir, zamanın ruhuna ve insanlarına aykırı bir kişiliktir o, bu nedenle akıp giden zamanın dışından hayatı kayıtsızca izler, sahneden tek başına şarkısını söyler. Yavuz Türkiye sinemasında daha önce örneklerini gördüğümüz, zamanın ruhuna ayak uyduramayan ve kaybolmayı tercih eden Zebercet Gezgin’e ve Muhsin Bey’e benzemektedir. Her birini ortaklaştıran yan, kendi zamanlarından memnun olmayan ama nereye ait olduklarını da tam olarak bilemeyen zaman göçebeleri olmalarıdır.

Yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun’un, Yozgat özelinde taşraya bilinçli bir tercihle yakın planlarla yaklaştığı görülüyor. Bunu yaparken daha çok kişilere odaklanmaya çalıştığı ve taşra imgesini otantik bir bakışla romantize etmek istemediği anlaşılıyor. Gayet yerinde bir kararla bu seçimi filmini, daha da olgunlaştırarak taşraya dair İstanbullu oryantal bakışı yeniden üretmeyen bir yere taşıyor.

» Yozgat Blues film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Sinemalar ve Seanslar | Box Office Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır