Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

15 mayıs / Vizyon sinemasına genel bir bakış

Okan Toprak Yazıları

Uyarlama aşk filmlerinin dikkat çektiği, bunun yanı sıra efsane post-apokaliptik seri Mad Max’in son halkasının görücüye çıktığı 10 filmlik bir vizyon haftasındayız. Yerli sinema açısından nicelik olarak artış devam ederken aktüel olmaya çalışan ancak belirli türlere sıkışan aynılık devam ediyor.

Haftanın dokunaklılık konusunda en dikkat çeken yapımı şüphesiz Thomas Hardy uyarlaması Çılgın Kalabalıktan Uzak/Far from the Madding Crowd (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2034). İngiliz edebiyatına kimliğini kazandıran ve eserleri sinemaya uyarlanan Thomas Hardy, karakterlerindeki derinlik ve üslubundaki gerçekçilikle 19. yüzyıl edebiyatının önemli isimlerinden biriydi. Bu özelliği eserlerinin sinemada yankı bulmasını kolaylaştırırken tecrübeli yönetmenler eliyle oldukça başarılı edebiyat uyarlamalarının ortaya çıkmasını sağladı. Bugün bile pek çok sinema otoritesine göre en başarılı edebiyat uyarlamalarından olan Roman Polanski imzalı Tess (http://www.imdb.com/title/tt0080009/?ref_=ttfc_fc_tt), bu özelliğini Polanski’nin dehası kadar Hardy edebiyatının gücünden alıyor. Onur Savaşı/Jagten ve Şölen/Festen filmlerinden tanıdığımız Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in yönettiği son Çılgın Kalabalıktan Uzak, eserin sinemaya uyarlanan dördüncü versiyonu. Senaryoda uyarlamalar konusunda tecrübeli David Nicholls’la çalışan Vinterberg, yenilikçi dokunuşlarla filme farklı anlamlar katarken ortaya tıpkı Tess gibi oldukça başarılı addedebileceğimiz bir uyarlama çıkarmış. Çılgın Kalabalıktan Uzak, ana karakteri Bathsheba Everdene ekseninde baştan sona feminist okumaya açık bir film. Bir yanda bağımsızlığını korumaya ve tek başına ayakta kalmaya çalışan geniş topraklara sahip bir kadını görüyorken, diğer yanda kalbini kazanmaya çalışan erkeklere kapıları tamamen kapatmayan aşkı da arayan bir kadın var. Aşkın romantizmine sırtını dönmeyen ancak bağımsız karakterinden de ödün vermeyen, yaşadığı Viktorya çağına göre oldukça aykırı ve ilerici bir kadın Bathsheba Everdene. Bu haliyle bugünün dünyasında bile soluk bulabilen bir hali var. Onun kalbini kazanmaya çalışan erkekler bunu yapmaya çalışırken diğer taraftan ona sahip olmak istiyor, Bathsheba’ysa buna direnirken sahiplik ilişkisinin olmadığı, tarafların eşit olduğu bir aşkı arıyor. Bu düşüncesi onu anlayan, sabrederken kaybetmekten de korkmayan bir erkekte karşılığını buluyor.

Haftanın göz dolduran diğer aşk filmi Aşk Uğruna/Suite Française (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2039), Ukrayna Yahudilerinden Fransız kadın yazar Irene Nemirovsky’nin romanından uyarlama. Talihsiz bir hayatı olan Nemirovsky,  2. Dünya Savaşı yıllarında Nazi işgali altındaki Fransa’da Yahudi olduğu gerekçesiyle tutuklanıp ölüm kampı Auschwitz’e gönderilip soykırıma tabi tutulanlardan. Romanına ait notlar, 60 yıl sonra kızları tarafından bulunuyor ve ancak öyle baskısı yapılabiliyor. Nemirovsky’nin trajik hayatı ve dokunaklı romanının gördüğü popüler ilgi metnin, İngiliz yönetmen Saul Dibb aracılığıyla bir film haline getirilmesini sağlıyor. Filmde hikaye 1940 yılının Nazi işgaline uğramış Fransa’sında geçiyor. Eşini savaşa göndermiş, baskıcı kayınvalidesiyle kalmış umutsuz Lucile’nin karşı koyamadığı duygularının etkisiyle genç Nazi teğmen Bruno’yla yaşadığı yasak aşk, genç kadının çevresindeki baskıyı da artırıyor ve olaylar giderek bir çıkmaza giriyor. Lucile yasak aşkı ve Fransız vatanseverliği arasında kalıyor. Aşk Uğruna, savaşın yarattığı yıkıma ve insanlığı düşürdüğü trajik duruma rağmen aşka sığınarak umut etmeyi isteyen fakat bu umudu karşılıksız kalan bir kadının, Irene Nemirovsky’nin kişisel öyküsü esasında.

Haftanın vizyona girenleri arasında popülaritesi en yüksek ve dev bütçesiyle en iddialı filmi olan Mad Max: Fury Road (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2033), efsane post-apokaliptik (kıyamet sonrası) serinin son halkası olma özelliğini taşıyor. Serinin yaratıcısı George Miller, yıllar sonra kameranın başına geçerek Mad Max serisine güncel referansları da alarak yeni bir soluk veriyor. Serinin son halkasının ayırt ediciliği, hızlı ilerleyen teknolojinin desteğini alarak yarattığı evrene daha güçlü bir görsellik ve soluksuz izlenen bir aksiyon kazandırması. Yine kıyamet sonrası canlılığa dair hiçbir şeyin kalmadığı ölümcül çöllerdeyiz ancak bu sefer izlediğimiz kaçma-kovalamaca ve meydana gelen aksiyon göz dolduruyor. Miller, odağını felsefi alt yapıdan ziyade aksiyona kaydırmış gibi duruyor. Ancak şu da var ki Mad Max: Fury Road’un serinin önceki filmlerine göre feminist bir yanı var, izlediğimiz hikayede hayatta kalmak için kural tanımaz Max’ten ziyade bir kurtuluş umudu taşıyan kadın kahraman(heroine) Furiosa’nın ağılığı daha fazla hissediliyor. Bunu yanı sıra mitolojik Amazonları andıran savaşçı kadınlar, daha baskın bir güç ve kurtarıcı potansiyeline hâkimler. Yok olan yaşamı kadınların gücü ve mücadelesi yeniden kuracak diyebileceğimiz bir mesajı var filmin.   

Elektronik müziğin 90’lı yıllardan bugünlere seyrini Avrupa ve kısmen Amerika üzerinden izleyen Eden/Cennet (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2040), Fransız kadın yönetmen Mia Hansen-Love’nin DJ kardeşi Sven Hansen-Love’nin hayatından esinlenerek çektiği bir film. Otobiyografik özellikler taşıyan filmin senaryosunda Sven Hansen-Love’nin de katkısı var. 90’lı yılların başında değişime uğrayarak elektronik bir altyapıya kavuşan müzik garage, house, tecno gibi yeni alt türlerle farklı bir niteliğe bürünüyor ve club, disco gibi underground alemlerde giderek yaygınlaşıyor. Bu dönemin kaçış kültürünün etkisine giren gençlik, uyuşturucunun bu alemlerde yaygınlaşmasıyla birlikte farklı arayışlara giriyor ve elektronik müzik alemlerine kendini kaptırıyor. Bu durum özellikle Avrupa ve Amerika’da karşılığını buluyor. Fransa elektronik müziğinin yükselişi ve underground mekanlarda hakimiyetini ilan etmeye başladığı dönemleri ele alan Eden, ana karakteri DJ Paul’in ekseninde 90’lardan bugünlere bu süreci anlatıyor. Kendi döneminin karakteristik özelliklerini taşıyan Paul, ilk gençlik yıllarından başlayarak elektronikanın garage house türüne ilgi duyuyor ve bu alemde popülerliğini giderek artırarak tanınır bilinir oluyor, ancak bu sürecin Paul’e bir maliyeti de oluyor. Bu yükseliş yaşadığı hayal kırıklıkları ve dizginleyemediği alışkanlıklarıyla aynı oranda bir çöküşe de neden oluyor. Film, bir dönemin ruhunu ve gençliğini ana karakteri Paul aracılığıyla anlatırken elektronik müziğin dünyaya armağanı olan Daft Punk’un doğuşuna da tanıklık ediyor.

Birbiriyle iç içe geçen kesişen hayat hikayelerinin yerli bir örneği olarak duran Terkedilmiş (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2036), senaryosunu da yazan Korhan Uğur’un ikinci uzun metraj filmi. Suriye’deki iç savaşın Türkiye’deki yankısının bir sonucu olarak görülebilecek hikayesinde Suriyeli mülteci bir ailenin organ mafyasıyla yaşadıkları konu ediliyor. Güncel bir sosyal arka plana kurmaca öykü eklenerek oluşturulan film, gerilim unsurunu dramatik öyküsü üzerinden yaratıyor.

Göz göre göre gelen bir facia olan ve 301 maden işçisinin yaşamına mal olan Soma’daki maden kazası, Faik Ahmet Akıncı’nın senaryosu ve yönetiminde Soma 301 (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2031)  filmine konu oluyor. Film, bilinçli bir tercihle Soma faciasını birinci yıl dönümünde vizyona girdi.

Yerli korku sinemanın son örneği olan Azem 2: Cin Garezi (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2037), korku türünün dinsel alegoriye bulanmış bilinen kalıpların kullanan bir yapım. Korku türüne has atmosferin ön plana çıktığı filmde, yerli korku sinemasının sıkça mekanlaştırdığı taşra ve köy film mekanı olarak bir kez daha karşımıza çıkıyor. Filmin yönetmenliğini Erdinç Kazımoğlu yapıyor.

Haftanın yabancı korku filmi İngiltere-Kanada ortak yapımı olan Siyahlı Kadın 2: Ölüm Meleği/The Woman in Black 2: Angel of Death (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2035), ilki 2012 yılında yapılan serinin devamı niteliğinde. Korku edebiyatından uyarlama film, 2. Dünya Savaşı’nı arka planına alan bir dönem filmi niteliğinde. Ölü ruhların lanetini barındıran bir ev üzerinden ilerleyen hikaye,   atmosfere ve ses efektlerine dayanarak türün bilinen kalıplarını kullanıyor. Filmin yönetmen koltuğunda genç İngiliz yönetmen Tom Harper var.  

“Kırmızı sadece bir renk değildir” cümlesinden hareket eden yerli gerilim filmi Kırmızı (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2032), bir bavulun içinden çıkan esrarın üzerine hikâyesini inşa ediyor. Filmin yönetmen ve senaristliğini Yücel Müştekin yapıyor.

Animasyon sinemasında bu hafta Amerika menşeili yapım TinkerBell ve Canavar Efsanesi/TinkerBell and the Legend of the NeverBeast (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2038) var. Filmin yönetmenliğini Steve Loter yapıyor. 

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır