|
Ülkemizi magazin krallarından Tamer Karadağlı ani bir çıkışla gene hüküm sürdüğü alanda gündeme oturdu. 90' yılların başında televizyon dizilerinde oynamaya başlayan, iyi derece İngilizce bilen, bir çok önemli yabancı filmde önemli oyuncuları seslendiren, sinema filmleri çeken, oyunculuk kariyerine Shakespeare'le başlayan sinema-televizyon oyuncusu ve dublaj sanatçısı Tamer Karadağlı nedense bu kabarık kariyeriyle değil de sürekli magazinel çıkışları ve sansasyonlarıyla gündeme gelmeyi, sevenlerinin karşısına çıkmayı tercih ediyor.
Kim, nasıl karışır Karadağlı'nın gündeme gelmek için tercihlerine... Kimse karışamaz ama bu gibi durumlarda karışan kafalar olabiliyor. Tamer Karadağlı Türkiye'nin en uzun soluklu film festivalini odağa oturtarak Ayşe Arman üzerinden eleştiriyor. Bu festivalde seviyenin iyice düştüğünü dile getiriyor. Bu yılın jüri üyeleri arasında Ayşe Arman'ın olmasını seviyesizlikle tanımlıyor... Dedim ya Tamer Karadağlı'nın tercihlerine karışmıyoruz ama Türk sinemasının önemli bir değerine kendi hesapları uğruna vurması biraz kafa karıştırıcı değil mi?
Altın Portakal Film Festivali tıpkı kardeşi Altın Koza gibi bu ülkenin en önemli sinemasal etkinliklerinden biridir... Kırk yedi yıldır oluşturduğu jüriler Türk sinemasına maddi ve manevi katkılar sağlamış, bir çok ödül dağıtmış ve değerlendirme yapmıştır... Sayısız sinemacıyı ağırlamış, sunduğu filmlerle sayısız insanı sinemayla tanıştırmış ve bu sanatı sevdirmiştir. Evlilikleri, aldatmaları, otel baskınlarıyla gündemde olan birinden bu tür etkinlikleri, bu tür çabaları desteklemesi beklenemez ama Altın Portakal, Altın Koza gibi festivallerin değerli katkılara, sinemacı katkılarına ihtiyacı vardır... Bu katkılar olmayınca İpek Yolu gibi devam etmeyen, akıbeti belli olmayan Malatya Film Festivali ve bir türlü kalkınamayan Ankara Film Festivali gibi tecrübelerimiz çoğalıyor... Altın Koza'nın bile büyük uğraşlarla neredeyse küllerinden doğduğunu söyleyebiliriz... Sinemanın festivallere ihtiyacı vardır ve eğer sahip çıkmazsak elimizdekileri de kısa zamanda kaybederiz...
Bir Tutam Baharat, Beyza'nın Kadınları, Şans Kapıyı Kırınca, Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım, Living & Dying, Suluboya ve Memlekette Demokrasi Var adlı filmlerin baş rol oyuncusu Tamer Karadağlı kendisinden dört yaş büyük bir sinema etkinliğini neden odağını alır ve kişiler üzerinden bu önemli sinema olayını 'seviyesizlikle' suçlar inanılır gibi değil...
Bunu yapması o yılın diğer jüri üyelerine, festivali büyük çabalarla devam ettiren kişilere, bundan önceki jüri üyelerine ve yöneticilerle halen hayatta olan büyük sinemacılar Metin Erksan, Lütfi Akad, Memduh Ün, Ertem Göreç gibi ustalara saygısızlık değil midir...
Festivaller halkındır, halk için yapılır... Festival yöneticileri hizmet odaklı çalıştıklarından vakıflar ve belediyeler bünyesinde bu çabalarını, emeklerini icra ederler... Herkesi memnun etmek mümkün değildir... Bugün ülkemizdeki bütün festivaller yaptıklarıyla, gösterdikleri filmlerle ve jüri üyeleri ile konuklarıyla bir tarafı memnun ederken diğer tarafı tatmin edemezler... Böyle geldi böyle de gidecek....
Sinema festivalinin ev sahibi konumunda olan sanatçıların özellikle Altın Portakal ve Altın Koza gibi büyük çabaları yeren konuşmalar yapması ne kadar doğrudur? Tamer Karadağlı'nın hoşuna gitmeyen bir şey varsa bir ev sahibi gibi davranıp yapıcı olmalıdır... Kendisinden bir sanatçı olarak beklenen bu olsa gerek...
Tamer Karadağlı gibi diğer sanatçılar da geçmişte problem yaşadıkları kişilerle hesaplaşma yeri olarak festivalleri, filmleri seçerse bu hem hoş gözükmez hem de gizlenen gerçekleri ortaya çıkartarak bu talihsiz açıklamaları yapan kişilerin niyetini gözler önüne serer... Gizlenen gerçek Ayşe Arman'ın gazetesinde, 31.07.2004 tarihinde 'Çifte stansarda kadın isyanı' ( http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=245330 )başlıklı yazısı mıdır bilemiyorum ama kişisel hesaplaşmaların sinemamızın önemli emekleri üzerinden yapılmasını kınıyorum.
|