|
Altın Portakal’da sakin geçen ilk festival gününün ardından yarışma filmlerinin gösterimi de perşembe günü tamamlandı. Her sene ulusal seçkisi, jürisi ve filmlere verilen halk tepkisiyle adından söz ettiren ulusal yarışma bölümü şanına ve tarihine yakışır bir şekilde başladı. Jüri, sinema yazarları, yönetmen ve yapımcıların katıldığı film galaları Antalya halkı ile birlikte takip ediliyor. Festivalin ilk günü dünyadaki ilk gösterimi yapılan Soner Yalçın imzalı Menekşe’den Önce adeta kapı baca yıktı. İzleyenler filmden etkilenirken basın mensupları yapımcı ile söyleşi yapma sırasında...
Yarışma kapsamında galası yapılan ve 400.000 TL.’lik ödüle aday ilk film Derin Düşün-ce idi. Dikenli senaryosu, mayınlı konusu ile Derin Düşün-ce ilk sert tepkisini filmin hemen bitimiyle aldı. Başından sonuna neredeyse bütün metrelerinde ‘rahatsız edici!’ sahnelerin yer aldığı Derin Düşün-ce filmini sonuna kadar izleyen ve salondan çıkarken ‘düpedüz çocuk pornosu, bu da film mi, terbiyesizlik’ diye haykıran bir Antalyalı’ya hiç kimse karşılık vermedi. Rahatsız edici sahneler meselesini tırnak içine alıp şaşırmamın sebebi farklı; bunu daha sonra yazarım ama filmin görüntülerinde öyle ‘derin’ uygunsuzluklar yok kanımca… Söyleşi çadırında yapılan soru cevapta ise bir sert tepkinin dışında yönetmen ‘böylesine zor bir meseleye eğildiği’ sebebiyle tebrikleri kabul etti çoğunlukla. Film sinema yazarlarınca fazla beğenilmedi. Basında yer alan yıldızlarda durum pek iç açıcı değil. Bu filmle ilgili tamamen ‘asparagas’ ve basını işgal eden bir haberse, Hülya Avşar’ın ‘bu filmi yarışmadan attırırım’ dediğiydi. Avşar’ın rahatsız olduğu doğrudur fakat herhangi bir sinema filminin diskalifiyesi jüri başkanının, üyelerinin ya da yönetimlerin kolayca yapacağı hatta yapabileceği bir şey değil. ‘Bu filmi attırırım’ tepkisi ağızdan çıkabilir ama bunu bu şekilde anlamamak gerekir. Ben, böylesi bir ‘bela’ya kimsenin bulaşmak istemeyeceğini düşünürüm. Pazar günü galası yapılan diğer film ise Kadir İnanır’lı Elveda Katya oldu. Derin Düşün-ce’ye nazaran daha bir halk filmi olan Elveda Katya filmi izleyenlerin büyük beğenisini topladı. Gösterimin ardından SİYAD üyesi Olkan Özyurt’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen soru-cevapta çirkin bir tartışma gözlendi. Filmin yapımcısı Olkan Özyurt’u ‘kendisine ve oyunculara’ söz verilmediği için tehdit etti. Olay kısa sürede tatlıya bağlandı.
Antalya’da tanınmış bir çok Türk oyuncu ve sinemacının yanı sıra dünyanın önemli sanatçıları da filmlerine eşlik ediyor, Antalyalılar’a ve meraklılarına eşsiz fırsatlar sağlıyor. Macar yönetmen Istvan Szabo, İranlı yönetmen Dariush Mehrjui başta olmak üzere Udo Kier, Hiam Abbass, Marie-Claude Ossard, Barbara Boyle, Jena Malone, Bruce Beresford’a dokunmak hiç de zor değil. Geçen yıl İstanbul’a da uğrayan Udo Kier için ‘artık bizden biri’ demek de yanlış olmaz. Kier, Antalya’da geleneksel olarak gerçekleştirilen mezarlık ziyaretine Yeşilçam’ın unutulmazlarıyla katılarak yaşamını yitirmiş emektarların ‘ruhlarına fatiha’ bile gönderdi. Pazartesi günü yapılan uluslararası yarışma filmlerinden Miras’ın galasında Istvan Szabo’nun hemen arkasında yönetmen Hiam Abbass filmin Türk yapımcısı ve ulusal yarışma filmlerinden Küf’ün yapımcılarından Ahmet Boyacıoğlu yerini almıştı. Bu önemli filme Antalyalılar’ın da ilgisi yoğundu. Yabancı konukların zenginliği dışında Türkiye Sineması’nın dev ismi Türkan Şoray’da açılış gecesinden başlayarak 49. Yıla damgasını vuruyor diyebiliriz. Yaptığı tören konuşması, katıldığı panaller ve Atilla Dorsay imzalı sergisi sebebiyle Şoray halkla iç içe.
Vizyondan hemen sonra Altın Portakal’da oyuncusu Wilma Heyes ve yapımcı Cemil Çetin’in katılımıyla festival kapsamında gösterimi yapılan Çanakkale Çocukları ise beklenildiği gibi büyük tepki çekti. Öncesinde yönetmeni ve senaristi Sinan Çetin’in gelmemesi sebebiyle soru cevap seansı iptal edilen filme tepkiyi de Derin Düşün-ce yi damgalayan Antalyalı hanımefendi veriyordu: ‘Sinan Çetin Antalya’ya gelemez’… Filmin gösterimi esnasında Antalyalı kadın izleyicilerin birbirlerin kek, dolma servisi yaptığına da şahitlik edenler var. Gala gösterimlerinin yapıldığı Antalya Kültür Merkezi Aspendos salonu bu ilk gösterimlerde Ekvatator çizgisi gibi ortadan ikiye ayrılmış durumda... Jüri üyeleri ve filmlerin yaratıcılarına ayrılan koltuk sırasının perdeye yakın olan tarafı genellikle basın, mensupları, foto muhabirleri, sinema yazarları ve sinemacılardan oluşuyor. Antalya’ya bu koltuk düzenlemesi SİYAD üyesi sinema yazarları tarafından yerleştirildi demek doğru olur. Neredeyse on yıldır sinema yazarları aynı koltuklarda filmleri takip ediyor. Nispeten tercih edilmeyen bu ön koltuklar film başlayana dek boş kalabildiğinden birbirlerini tanıyan sinema camiası tarafından da rağbet görüyor. Jüri sırasının üst tarafı ve balkon kısmı ise yüzde doksan beş oranında Antalyalılar’ın... Antalyalılar’ın büyük bir oranını ise ev kadınları temsil ediyor. Ulusal galalarda bu yıl Selçuk Yöntem – Hülya Avşar ‘alkışnamesi’ yaşanıyor. İkili her galada küçük parodilerle Antalyalılar’ı eğlendiriyor. Sümer Tilmaç başta olmak üzere diğer jüri üyeleri de alkış alıyor. Hülya Avşar derbisinin karşı tarafında Selçuk Yöntem’in olması ise çok net; Aşk-ı Memnu ve Uçurum... Alkışnameye ‘kaynak’ yapan isim ise her yıl olduğu gibi Selda Alkor. Altın Portakal’da, şehre gelen Çinli turitler de unutulmamış. Unicom firmasının reklamları film gösterimlerinden önce izlenebiliyor. Gösterimlerde ben Çinli görmedim ama jüri üylerinden Tunca Arslan’ın uzunca bir süre bu ülkede yaşamını sürdürdüğü biliniyor. Kendisi fahri kullanıcı falan seçildiyse firma kaçınılmaz olarak onun gittiği heryerde bu tür sponsorluk anlaşmaları yapıyor olabilir. Her şey bir yana bu reklamın her oynayışından sonra bildik tepkinin verilmesi çok şaşırtıcı değil mi? Film izleme etiği ile ilgili de durum kronik. Film sunumu yapan kişilerin son derece gereksiz (sinemada film izlemeye soyunan bir kişiye telefonunu kapat niye densin, mesanelerini boşaltması da söylenmeli o vakit) ‘telefonlarınızı kapatınız’ uyarılarına rağmen gösterim süresince telefon sesleri ve bu çağrılara verilen cevaplarla birliktesiniz. Açılmış bir bahis falan görürseniz bununla ilgili ‘en az dört kez çalar’ seçeneğini işaretleyin ve zengin olun...
Bu dedikoduların ve izlenimlerin ardından ulusal yarışmada 400.000 TL. ve bir çok ödül için değerlendirme dahilinde olan filmlere kısaca değinmek gerekirse şunları söyleyebilirim:
Derin Düşün-ce:
Tomris Giritlioğlu’na yönetmenin tasarrufuyla adanan film görevini yerine getiremiyor. Büyük bir sorumluluk almaya soyunan film sinema izleyicilerinin söyledikleri aksine hiç de sert değil. Filmin teknik unsurları çok güçlü fakat oyuncu performansları, senaryo ve diyaloglar sınıfta kalıyor... Vali adlı uzun metrajlı filmin yönetmenliğini de yapan, dizi projleriyle tanıdığımız Çağatay Tosun’un ikinci sinema filmi festivalde, buradan hareketle basında oldukça yer kapladı. Bu sürecin herhangi bir ödüle yansıması ise mümkün gözükmüyor.
Elveda Katya:
Yönetmenleri açısından ilk film olma özelliği taşıyan filmlerden olan Elveda Katya, konusu açısından izleyicinin gözünde sınıfı geçti. Filmde Yeşilçam’ın ve Türk sinemasının devi Kadir İnanır başrolde. Filmin oyuncu kadrosu tanınan isimlerden oluşurken Rus oyuncular kendilerini fark ettiriyor. Filme kadın oyunculuk performansları ile ilgili olarak bir ödül çıkabilir.
Evdeki Yabancılar:
Dilek Keser, Ulaş Güneş Kacargil’in ilk uzun metraj deneyiminde görüntüler güçlü. Geçmiş ile gelecek arasında iki farklı karakter ile verilen mücadele bazı bölümlerde sıkıntı veriyor ama Yunan oyuncuların performansları da Elveda Katya’daki gibi övgüye değer. Evdeki Yabancılar’a en iyi film portakalı biraz uzak gibi dursa da teknik dallar ve performans dallarında bir iki heykelci alması mümkün.
Güzelliğin On Par’ Etmez:
Aşık Veysel’le açılan ve gene onla kapanan Hüseyin Tabak’ın yönetmenliğini yaptığı film umut veren ödülünü ya da çocuk oyuncu ödülünü Abdulkadir Tuncer ile kucaklayacak gibi. Zorlu bir karakteri inatla aynı seviyede yürütebilmiş. Oyuncu performanslarının genelinde iyi olduğu Güzelliğin On Par’ Etmez’de Nazmi Kırık’a ayrıbir yer açmak gerekiyor. Güneşe Yolculuk’la tanıdığımız Kırık sinema filmlerinde çok tercih edilen bir isim değil fakat yeteneğiyle bir kez daha takdir topladı ve özlenen bir isim olduğunu bu filmle gösterdi.
Hile Yolu:
Uçurtmayı Vurmasınlar’ın maskotu Umut (Ozan Bilen) Tunç Başaran yönetiminde umudu temsil ederken Hile Yolu’nda kötü adam olarak karşımıza geldi. Hrant Dink görüntüleriyle başlayan ve başta ve sonda Dink Cinayeti’nden kurguların olduğu film aslında bir çetenin nasıl çöktüğünü gösteriyor. Dink Cinayeti’ne ya da diğer siyasi konulara karşı bir sorusu ve söylemi yok. Yan roller için önemli dublaj sanatçıları ve tiyatro oyuncularıyla çalışan yönetmenin kimliği ise sır gibi saklanıyor. Filmin yönetmeni soru cevaba katılmazken kendisi ile ilgili detaylı biyografik bilgiye ulaşmak mümkün değil!.. Filmin herhangi bir dalda ödülle buluşması çok zordur ve böylesi bir durum sürpriz olarak değerlendirilecektir.
Küf:
Film bu yılın en büyük favorisi. Ercan Kesal’ın performansı ise seçkideki filmler arasında tek. Ödül gecesinde bu dal peşinen ve hızlıca geçilebilir. 3 Maymun, Vavien, Bir Zamanlar Anadolu’da ki performanslarının ardından pastanın üzerindeki çilek olan Küf performansı Altın Portakal’la sanatçıyı ödüllendirmeye başlayacaktır. Filme verilen teşvik ödülleri çok yerinde... Ali Aydın’ın yardımcılıktan, esas adamlığa adım attığı Küf gelecekte çok önemli yerlerde duracak filmlerin habercisi... Muhammet Uzuner ve Tansu Biçer’de senaryonun istediğini çok kuvvetli bir şekilde veriyor...
Pazarları Hiç Sevmem
Reklam yönetmeni Rezzan Tanyeli’nin ‘İnsanlara iyi gelmesi için çektim’ dediği filmi Pazarları Hiç Sevmem, görüntü yönetmeni koltuğunda oturan Florent Herry’nin vizörüyle güzel bir masal olarak kendini izlettiriyor. Reklam dünyasına çektiği işler sebebiyle yönetmenin planları ve kurguladığı sahneler de kusursuz. Filmin oyuncu kadrosu üst düzey isimlerden oluşuyor. Önceki yıllarda Sinan Çetin’in Kağıt adlı filminde birarada olan Ayşen Gruda ile Ahmet Mekin bu yıl iki ayrı filmle Portakal’dalar... Ayşen Gruda’nın bu filmdeki performansı kusursuz. Film ‘her şeyi olumluya yoranlar için’ bir başyapıt olabilir ama aksiyona, maceraya, sihirbazlığa alışan izleyiciyi, içerisinde ‘sürücüsüz gidebilen araba da’ olsa çok mutlu etmeyecektir. Filmin göz alan oyunculuk performansı ise Melisa Sözen’in...
Toprağın Çocukları
Köy Enstitüleri’ni bugünün ilkokul çocuklarına tanıtmaya yarayabilecek bir ‘tanıtım filmi’ olmaya daha yakın duran Toprağın Çocukları yorucu ağır çekim planlarıyla ve yanlış bir atmosferi solumamıza sebep olan fazla müziğiyle şansını kötü kullanan filmlerden. Bir başka şanssızlığı ise Ufuk Bayraktar ve Bayraktar’ın kendisine has performansının bu kez de Ercan Kesal’a adeta toslaması. ‘Kader’in cilvesi de denebilir... Bayraktar önceki yıllarda Takva ile ustası Erkan Can’ın karşısına çıkmış SİYAD’da dahil olmak üzere bütün ödülleri kendi elleriyle Erkan Can’a teslim etmişti. Bayraktar’ın Kader’deki ağır ve başarılı performansı karşılığını ödüllerle bulamamıştı. Üzülmüştüm. Şimdi ise, gene iyi ama Kader’den oldukça aşağılarda ki Toprağın Çocukları performansı Küf’ün lokomotifine çarpacak. Toprağın Çocukları Antalyalılar’a tıpkı Elveda Katya, Güzelliğin On Par’ Etmez ve Umut Üzümleri gibi kalben yakın olan filmlerden. Sloganı bol, alkışı çok. Film başından sonuna dek Aspendos salonunun üst tarafınca alkışlandı...
Umut Üzümleri:
Tunç Okan’ın 1974’te başlattığı yönetmenlik macerasının dördüncü filmi olan Umut Üzümleri Ahmet Mekin’in bütün çabalarına rağmen vasatı aşamıyor. Yirmi yıl aradan sonra izleme fırsatı bulduğumuz ‘Bir Tunç Okan Filmi – Umut Üzümleri’ yönetmenin önceki yapıtlarından Cumartesi Cumartesi, Sarı Mersedes ve Otobüs’e yaklaşamıyor. Tunç Okan, oyuncu bulamaması sebebiyle yabancı oyuncuları tercih ettiğini söylüyor ama bu performanslara dublajla yön vermeye çalışmanın performanstan bir çok şeyi alıp götürdüğü gerçeğini de unutuyor. Köydeki karmaşa sahneleri tek kelimeyle usta işi. İnekler ve filmin her şeyi Ahmet Mekin’in performansı... Ne yazık ki bu unsurların dışında doğru seçimlerden bahsetmek oldukça zor.
Zerre:
Ne kadar ilginçtir ki filmin oyuncularından Rüçhan Çalışkur ve Jale Arıkan geçtiğimiz yıl Altın Portakal’da yalnızca iki harfi farklı olan bir başka filmde Zenne’de birliktelerdi. Rüçhan Çalışkur’un önceki filme göre bu filmdeki süresi aynı. Jale Arıkan Zenne’de kahramanın kardeşi rolündeyken Zerre’de ödüle çok yakın duran bir eşsiz bir zerre...
Perşembe (11 ekim) günüyle ulusal yarışma filmlerinin gösterimi sona erdi. 12 Ekim 2012 gecesinde Ömür Gedik’in seslendireceği kırk yedi parçalık bir kapanış törenine hazırlanıyor festival kalabalığı... İşleri zor...
Ne güzel olur:
En iyi film: Zerre
En iyi yönetmen: Zerre – Erdem Tepegöz
En iyi erkek: Küf - Ercan Kesal
En iyi kadın: Pazarları Hiç Sevmem - Melisa Sözen
En iyi yardımcı erkek: Güzelliğin On Par’ Etmez - Nazmi Kırık
En iyi yardımcı kadın: Pazarları Hiç Sevmem - Ayşen Gruda
Jüriye saygımız sonsuz:
En iyi film: Elveda Katya
En iyi yönetmen: Güzelliğin On Par’ Etmez - Hüseyin Tabak
En iyi erkek: Küf - Ercan Kesal
En iyi kadın: Zerre - Jale Arıkan
En iyi yardımcı erkek: Umut Üzümleri - Altan Erkekli
En iyi yardımcı kadın: Toprağın Çocukları - Suzan Kardeş
» Pazarları Hiç Sevmem film sayfası |