|
32. İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen Aklımı Oynatacağım’ı izlerken Pedro Almodovar’ın biraz hayattan sıkıldığını hissettim. Film çekmeye ilk başladığı yıllardan itibaren ele aldığı cinsellik ve cinsiyet, sosyal sınıflar, toplumsal ahlak kuralları, din, kötülük ve iyiliğin nerede başlayıp bittiği gibi her dünyalının aklını karıştıran konulara; hınzır, kural tanımaz ve çoğu zaman arsız bir yıkıcılıkla bakan; tüm değerlerimizi alt üst ediveren Almodovar’ın artık sadece arkadaşlarıyla biraz eğlenmek ihtiyacında olduğunu düşündüm. “Her erkek aslında ‘biraz’ eşcinseldir ve tüm kadınlar aslında iyidir sadece sevilmek, sevişmek isterler” düsturunu iyiden iyiye hikayesine yedirmiş olan Almodovar’ın son filminde en çok hayranlık uyandıracak taraf oyunculuktu. Neredeyse filmin tamamının geçtiği bir uçağın kokpit ve business class bölümünün bir tiyatro sahnesinden farksız kahve kırmızı, gök mavisi ve beyaz dekorunu renklendiren “bir Almodovar filminde oynamaktan çok hoşnut” oyuncuları ise; 60’lı yılların hem fütüristik hem de romantik tasarımlarını yansıtan kostümleri daha kanlı canlı, daha sıcak kılıyordu.
Gaultier vs Almodovar
Almodovar Sineması’nın, İspanyol resminden, Latin popu başta olmak üzere 20. Yüzyıl pop müziğinden ve kabare tiyatrosundan etkilendiği kadar modaya da duyarlı olduğunu biliyoruz. Özellikle 1980’lerin ortasında dünyaya yeni açılmış bir İspanyol yönetmenken Paris’in ünlü diskosu Les Bains Douches’da Jean Paul Gaultier ile tanışmasından sonra moda dünyası ile ilişkileri farklı bir şekil almaya başlar. “Les enfants terribles” olarak anılan iki ünlü sanatçının güçlerini ilk birleştirmeleri Almodovar’ın 1993 filmi Kika ile gerçekleşir. Kika’daki dört kadın karakterin, karmaşık ruhlarını birer tablo gibi izleyiciye sunan zevk sahibi esprili kostümlerini Gaultier’den başkası tasarlayamazdı zaten. Her ne kadar Punk görünüş denildiğinde akla ilk gelen, Punk’ı sokak modasından haute couture ve daha sonrasında endüstriyel modaya uyarlayan Vivienne Westwood olsa da; Gaultier’nin grunge-punk arası stilini istikrarlı bir şekilde devam ettirmesi onu 90’lı yılların en ünlü Fransız moda tasarımcısı yapmaya yetti. Film kostümleri yapmaya meraklı Gaultier’nin, zaman zaman fütüristik (5. Güç-Luc Besson, 1997), zaman zaman Belle Epoque ve iki Dünya Savaşı arasındaki modayı çağrıştıran (Aşçı, Hırsız, Karısı ve Aşığı-Peter Greenaway, 1989) dönemler üstü gotik tarzı; Almodovar’ın da filmlerinde hep hissedilen zamansızlık, her daim her döneme ait olabilme duygusunu destekler niteliktedir. Almodovar kadim dostu Gaultier ile Kötü Eğitim ve İçinde Yaşadığım Deri’de de beraber çalıştı. Gaultier, özellikle 2011 yapımı İçinde Yaşadığım Deri de bir takım cinsiyet değiştirme ameliyatları geçiren Vera’nın (Elena Araya) sanki vücudunu belli bir kalıba ve kimliğe büründürmeye çalışan ama aynı zamanda çıplakmışçasına gösteren korselerini Fritz Lang’ın ünlü Metropolis’inden etkilenerek oluşturmuş. Almodovar, heteroseksüel bir erkeğin aradığı ideal kadını yine kendi dönüştürdüğü bir erkekte bulması gibi alaycı bir konu ile karşımıza çıksa da; aslında kadın vücudunu ideal bir güzelliğe büründürmek adına sıkan, büzen, çekiştiren bir korsenin sembolize ettiği baskıyı, her an çıplak olarak görüldüğü için korunaklı bir şatoda da yaşasa tacize, tecavüze uğrayan hem bir erkek hem de bir kadına ait bedenin yaşadığı işkencede somutlaştırıyordu İçinde Yaşadığım Deri’de.
Aklımı Oynatacağım’da birlikte çalıştığı yeni bir isim olan David Delfin ise son yılların en göze çarpan İspanyol moda tasarımcısı. Zara, Mango, Bershka, Pull and Bear gibi şu an dünyanın en gözde hazır giyim markalarına sahip İspanya modasının ismini lüks moda alanında duyuracak bu yeni yeteneğin tasarımlarında en çok dikkat ettiği nokta ise, yarattığı her dizaynın aynı Almodovar filmleri gibi “zamansız olması”. |