|
Filiz Alpgezmen imzalı Yabancı, bir ilk film. Referans noktalarını 12 Eylül askeri darbesinden almış olsa da politik olmayı fazla başaramayan bir filmle karşı karşıyayız, olaylar daha çok bugünle ve bugünün Türkiye’sinde gördüğümüz toplumsal sorunlarla ilgili.
12 Eylül askeri darbesinin ardından Fransa’ya iltica eden politik aktivist bir ailenin kızı olan Özgür, yaşamını mülteci ailesinin ikinci kuşak üyesi olarak Fransa’da geçirmiştir. Bu süre zarfında Türkiye’yle herhangi bir bağı olmamış ve anavatanına yabancıdır. Fransa’daki durumundaysa mülteci bir aileden gelmiş olmanın getirdiği bir başka yabancılık durumu vardır. Özü itibariyle Özgür, aidiyetsiz ve kişiliğinde bölünmeler yaşayan çatışmalı bir karakterdir, bu hali filmin başındaki kırık ayna sahnesinde resmedilir. Babasının vefatı ve vasiyeti üzerine onun cenazesiyle birlikte Türkiye’ye gelir ancak bürokratik engellere takılır, babası vatandaşlıktan çıkarılmıştır ve ülkesine gömülmesi mümkün değildir. Bürokrasi engelini aşmaya çalışsa da bunu başaramaz. Yardımcı olmaları için ölen annesinin akrabalarıyla ve sonradan belirsiz bir aşk yaşayacağı Ferhat’la irtibat kurar, sonlara doğru babasının mutaassıp akrabalarıyla tanışır. İstediği sonucu elde edemese de babasının eski evini ve devrimci anılarla dolu odasını bulur.
Filmin ilk yarısında Özgür’ün İstanbul’la tanışması oryantal bir bakış açısından verilir, Türkiye’ye gelen her yabancının olmazsa olmazı Eminönü-Taksim hattından bol egzotik ve otantik manzaralar bir bir geçer. Taksim, İstiklal, Tarlabaşı ve gece hayatından insan manzaraları bu anlatının tamamlayıcı unsuru olur. Film akışının devamında da oryantal anlatı parçalarına rastlanmaya devam edilir. Bu yönüyle yönetmen kendi ülkesine bakışını, ‘modern Batı’nın’ yüzyıllardır Doğu’ya hâkim olan bakışını tekrar eden bir yerden kurgulamıştır.
Ölçüyü kaçıran muhafazakârlık eleştirisi
Filmin ikinci yarısına ağırlığını koyan muhafazakârlaşma eleştirisi ise, eleştiri özelliğini kaybedip dolaylı bir saldırının aracı oluyor. Türkiye’de son yıllarda toplumsal ve siyasal anlamda muhafazakârlaşma eğilimlerinin yükselişe geçtiği ve kimi zaman bu olgunun, toplumun diğer kesimleri üzerine bağnazca bir baskıya dönüştüğü rastlanılan bir durum. Filmin bu olguyu eleştirmesi anlaşılır bir çaba, ancak sorun eleştirinin biçiminde; mütedeyyin ailenin verilişi ve filmin sonundaki dindar fanatizminin bir nefret cinayetiyle sonuçlanması inandırıcılığı sorgulanan bir hal alıyor. Yönetmenin muhafazakâr kesime yaklaşımı eleştirel olmaktan ziyade dışlayıcı, ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir bakışa dönüşüyor.
Film anlatısının en çok düşüşe geçtiği yer ise Özgür’ün ölen babasının otuz yıldır el değmeden korunan odasında geçiyor. Devrimci baba odası romantizmi, sevişme fantezisi, otuz yıllık sigaranın hazzı ve piyano sesinin üst üste bindirildiği bu sahnede film, iyiden iyiye kitchleşiyor. Tüm bu parçalar bir araya geldiklerinde özgün bir anlatıyı oluşturmuyor.
Alpgezmen, önemli ve yakıcı konulara el atmış olsa da hikâyesini belli bir yere taşıyamıyor. Filmin, 12 Eylül darbesiyle kurduğu temas oldukça cılız kalırken, güncele dair toplumsal eleştirisi ise kendi içinde aşırılıkları ve oryantal motifleri barındırıyor. » Yabancı film sayfası |