|
Artık her yanımızı saran Amerikan dizilerine baktığımızda, dizilerin belki de yarısına yakınında karşımıza çıkan bir Sherlock Holmes ekolü görürüz. Yalnız cinayet dedektifliği ile sınırlı kalmayıp vaka çözmeyi içeren birçok konuyu içine alan bu ekol; her bölümde farklı bir içerik sunduğu için sürekli takip gerektirmeyen, yarattığı dâhi karakterleriyle seyirciyi kendine bağlayan ve vakanın gizemiyle seyirciyi merak içinde tutmayı başaran diziler çıkarıyor karşımıza.
Direkt Sir Arthur Conan Doyle’un yazılarından uyarlanan muhteşem “Sherlock” dizisi bir yana, Sherlock ekolünü House, Mentalist, Monk, Psych, Bones gibi dizilerde bulmak mümkün. Bu dizilerde klasikleşmiş bir olay örgüsü olarak dâhi karakterimiz hariç kimsenin çözemeyeceği bir vakayla karşı karşıya kalırız; ardından uzunca bir süre ipucu toplanır ancak bir sonuca ulaşılamaz ve dizinin sonundaki çözülme bölümünde “dedektif”imizin bir aydınlanma yaşamasını veya dâhice bir planla olayları gün yüzüne çıkarmasını izleriz. Bu diziler, vakanın sunduğu gizem ögeleri bir yana, dâhi karakterin stratejileri ve özellikle günlük hayatındaki ve kişiliğindeki çarpıklıklarla seyircinin ilgisini fazlasıyla toplamayı başarır.
Peki, bu dizilerden ülkemizde var mı?
Geçtiğimiz ay yayına başlayan ve Sherlock ekolünden gelen Amerikan dizisi Monk’tan bire bir uyarlanan Galip Derviş, bu konuda televizyonlarımızda bir ilk gibi görünüyor.
Obsesif kompulsif bozuklukla cebelleşen ve bir yandan polise cinayet vakalarında danışmanlık yapan dâhi bir karakter Galip Derviş. Belki de bu alanda bir ilk olması dolayısıyla televizyonumuzun en dâhi karakterlerinden (ve Engin Günaydın’ın dehası olmasa bunun böyle olmayacağını belirtmek lazım). Galip vakaları çözerken, aynı Sherlock gibi, çıkarım yapma (deduction) sanatıyla hareket ediyor. Boyu alçaltılmış bir sandalyeden veya gördüğü günlük hayattan bir fotoğraftan katilin kim olduğunu anlayabiliyor, gördüğü bir mısır gevreği kutusundan tanımadığı birinin hayatı hakkında birçok fikre sahip olabiliyor ve insanları ve çevreyi muhtemelen izleyenlerinin tamamından daha iyi gözlemliyor. Karakterin bu üstün özellikleri seyircinin hayranlığını kazandığından, Galip Derviş’in kendine has bir hayran kitlesini sosyal medyada şimdiden gözlemek mümkün.
Amerikan televizyonlarındaki “Sherlock dizilerinin” reytinglerine, popülerliğine ve dünya çapında topladığı hayran kitlelerine baktığımızda, diğer diziler arasından kolayca sıyrıldıklarını görüyoruz. Çünkü gerek bağlayıcılığı olmaması, gerek zekice kurgulanmış hikâyeleri ve en önemlisi seyirciye sunulan dâhi karakter, bu dizilerin televizyonlardaki varlığını her daim pekiştiriyor. Dileyelim ki, bu konuda ülkemizde ilk olan “Galip Derviş”in devamı gelsin; televizyonumuzda zekice kurgulanan, dâhi bir oyuncu ve karakterin üzerinden hareket eden ve bu sayede Amerikan ve İngiliz televizyonlarının kalitesine erişebilen, hatta onları geçebilen dizilerimizin sayısı artsın. Çünkü -kişisel olarak Galip Derviş’i Monk’tan daha iyi bulmam bunda ne kadar etkili bilmiyorum ama- bunu gerçekten yapabiliriz. |