|
Uzun süredir gazetelerin hafta sonu eklerinde dile getirildiği üzere New York Metropolitan Museum of Art’ın 2013 Bahar sergi teması Punk: Kaostan Ölüme (Punk: Chaos to Dead) oldu. Punk gibi kızgın genç adamlar ve kadınların 1970’lerin ortalarında Rock müzik ve kültürünün endüstriyelleşmesi üzerine kendilerini ifade edecek, daha vahşi, daha anarşist bir kültür geliştirmesi; Beyonce ve pek çok Amerikalı popüler kültür ikonunun onur konuğu olarak yer aldığı bir gösteri ile nasıl temsil edildi bir türlü anlam veremedim. Sanırım İskoç punk-rock grubu The Exploided’ın 1981 yılında çıkardıkları ünlü albümün ismi olan Punks Not Dead, artık gerçekleri yansıtmıyor.
Sokaktaki insanı şoka sokma, rahatsız etme, korkutma ve bu sayede kendine getirme niyetiyle birer “sanayi sonrası toplum atığı” görüntüleri ile Batı medeniyetinin Londra, Paris ve New York gibi büyük şehirlerinin geniş sokaklarında ve meydanlarında arz-ı endam eden Punk’lar isyanlarını dile getirmek için müziği kullanmayı tercih etmişlerdi. İlk kulağa çalındığında da gerçekten “çöplükten farkı olmayan” bu gürültücü, akortsuz müzik; zar zor anlaşılan sözleri ile dünyada bazı şeylerin kötü gittiğine dair bir işaretten çok daha fazlasını ifade ediyordu. “Zaten hiçbir derdimize merhem olmadılar” düsturu ile tüm otorite figürlerine, tüm ideolojilere ve var olan düzene karşı çıkan punk felsefesi; süslü sözlere, cilt cilt kitaplara ihtiyaç duymadan doğrudan 1970’lerin ikinci yarısından 1980’lerin ortasına kadar Batı ülkelerini kasıp kavuran tüm statükocu sistemleri korkusuzca yerebilmiştir. Basit ve neredeyse el yordamıyla buldukları stilleri ise o güne kadar varolan tüm giyim kuşam anlayışını yıkan ve hatta moda kavramı ile dalga geçen bir görünüş arz etmekteydi. Sistem tarafından zaten birer ölü, birer kayıp, birer fazlalık olarak görülen bu gençler bu dünyaya ait değilmişçesine giyiniyor, “değersiz vücutlarına” zımbalar, toplu iğneler batırıyor, saçlarını bira ve şeker karışımı ile diken diken yaparak yaşadıkları dünyaya meydan okuyorlardı.
Sanırım Derbyshire’lı Vivienne Westwood’un kardeşinin sanat okulundan arkadaşı Malcom McLaren ile güney Londra’nın Bohem mahallesi Chelsea’de Sex isimli dükkanı açması Punk dünyasında pek çok dengeyi değiştirdi. Başta kapısında gerçekten Punk’ların biriktiği, sohbet ettiği, bira içtiği, Sex Pistols konserinden önce kostüm desteği aldıkları bu dükkanın bir anda Londra’nın bohem çevresinde moda olması; Punk felsefesinin tamamen karşı durduğu kapitalist düzene soktuğu çomağın kırılmasına da neden olmuştu. Mahallelinin 430 King’s Road adresindeki bu dükkanın müşteri kitlesi nedeniyle yollarını değiştirdikleri günler geride kalmıştı. Sex’in bir anda popüler bir mağaza haline gelmesi; McLaren’in fahişeler ve fetişistler için kıyafet ürettikleri iddiasını da zayıflatıyordu. Westwood’da artık punk değil, ilhamını 17. ve 18. yüzyılın modasından aldığı “Yeni Romantizm” tarzı, beyaz pamuklu kumaşların ağırlıkta olduğu “daha yumuşak” kıyafetler üretmeye başlamıştı ve evet punk 1980’ler itibariyle değişiyordu.
Westwood artık, çok yakın arkadaşı olduğu en ünlü İngiliz punk grubu Sex Pistols’ın 1977 yılında piyasaya çıkardıkları “God Save The Queen-Tanrı Kraliçeyi Korusun” da tüm İngiliz monarşisinin ikiyüzlülüğünü yüzüne vurdukları Kraliçe II. Elizabeth’den “Dame” ünvanı almış birinci sınıf bir moda tasarımcısı. Metropolitan Museum of Art’ın punk konseptli kostüm sergisinin açılışı ise Oscar törenindeki kırmızı halı gösterisinden bile daha özenli ve gösterişli kıyafetlere tanık oldu. Punk müzik ve punk stili ise günümüzde hala geçer akçe, sanırım zamana yenilen ne yazık ki sadece felsefesi olmuş.
*Punklar ölmez |