|
Modernitenin hem mekanizması hem de “kahramanı” olan kent, sinemanın doğuşuna da ev sahipliği yapmıştır. Mehmet Öztürk’ün Sinemasal Kentler kitabında ifade ettiği gibi sinema, başından beri kente dair ve kentin içinde filizlenen bir fenomen olmuştur. Modern kentin doğuşuyla aşağı yukarı aynı dönemde ortaya çıkan bir eğlence ve daha sonra bir sanat formu olan sinema, başından beri kenti ve kentle bütünleşik insanını ele almıştır. Sinema tarihinde kenti birer anlam oluşturucu aktör olarak kullanan kayda değer örneklere rastlamak mümkündür. Türk sinemasının kentle ve kent insanıyla ilişkisi ise gelişmiş kapitalist ülke sinemalarıyla kıyaslandığında fazla derinlikli değildir. Bunun başlıca nedenlerinden biri, özü itibariyle bir Doğu ülkesi olan Türkiye’nin geç dönem kapitalist ülkelerden biri olması ve kentleşmeyle birlikte kent burjuvazisini oluşturmakta emsallerine göre geride kalmış olmasıdır. Bununla birlikte azınlıkta da olsa kentle derinden temas kuran ve kentli bireyi farklı bağlamlarda ele alan film örneklerini bulmak mümkündür. Hayatboyu, tam da konuştuğumuz bağlamda kentle ilişik ve kentli üst orta sınıf burjuvaziyi ele alan bir çalışma.
Kökü itibariyle kentsoylu, kentli demek olan burjuva (burgenses) kelimesi, burjuvazinin de kökenlerine ilişkin net bir fikir veriyor. Bir sınıf olarak burjuvazi, tıpkı sinema gibi kentte doğan ve onunla özdeş olan bir yapı. Burjuvazinin kentte giderek yükselen iktidarı bugün tüm dünyada onu ayrıcalıklı bir sınıf haline getirdi. Türkiye ölçeğinde duruma baktığımızda ise Cumhuriyet yönetimiyle birlikte gelen modernleşme hamlesiyle nüveleri giderek olgunlaşan Türkiye burjuvazisi, kapitalist iktisadın gelişme eğrisiyle paralel biçimde ilerleyerek günümüz metropollerinde yoğunlaşan son şeklini aldı. Feodal artıklarından giderek sıyrılarak, Batılılaşma hamlesinin etkisiyle “Avrupai” hayatı yaşamaya başladı, tıpkı filmde gördüğümüz Ela ve Can gibi… İkili, gerek yaşam biçimleri ve değer yargıları, gerekse sınıfsal konumları itibariyle Türkiye kentli burjuvazisinin olgunlaşmış bir örneğini sergiliyor. Artık yürütemeyip sadece mekanik bir rutin halini alan evliliklerinde, benzer çıkışsızlıkların içinde bocalıyorlar. İyice belirginleşen yabancılaşma ve iletişimsizlik halleri, kapitalist modernleşme ve kentli burjuva yaşantısının bireyler üzerinde yarattığı tahribatın bir sonucu aslında. Birbirlerine temas edemeden ve yüzleşemeden zamanı geçiriyorlar, ta ki bir kırılma anını yaşayana dek…
Aslı Özge, ilk filmi Köprüdekiler’de elde ettiği başarılı anlatım eğrisini düşürmeden yoluna devam ediyor. Hayatboyu’nda da metropolü bir mekân olarak kullanmaya devam ederken kenti ve kentli bireyleri anlatmayı sürdürüyor.
» Hayatboyu film sayfası |