|
Reha Erdem’in başı fena halde belada!
“Kaç Para Kaç” adlı filmi Los Angeles’a OSCAR ödülü seçmelerine yollanan ve elenen, yönetmen Reha Erdem’in yeni filmi “Şarkı Söyleyen Kadınlar”ın (2014) Büyükada’daki setinde istemeyerek de olsa bir atın ölümüne yol açıldığı duyumları Twitter’dan geliyor /yayılıyor… Bu yayılan bilginin doğru olup olmadığıyla ilgili kapsamlı bir araştırmaya ve acil tarafından doyurucu bir açıklama yapılmasına ihtiyaç duyuluyor.
Reha Erdem’in “Kaç Para Kaç”ı (1999) ve “Şarkı Söyleyen Kadınlar”ı (2013) Tokyo Film Festivali’nde büyük ödül için yarışma hakkını elde etmişti… Yönetmenin ”Kosmos” adlı filmiyse 2010’daki Erivan Film Festivali’nde yılın en iyi filmi seçilmişti.
”Flicka” (2006), “Savaş Atı-War Horse” (2011) gibi sinema filmlerinde ve Home Box Office Kanalına ait Dustin Hoffman’lı “Luck” (2011) televizyon dizisinde kullanılan atların, “The Hobbit” (2012-2013-2014) sinema serisinde de çok sayıda hayvanın ölümüne yol açılması, bu yapımların duyarlı insanlar tarafından lanetlenmesiyle sonuçlanmıştı…Bizim sinemamızdaysa setinde at öldürülen film Şerif Gören’in yönettiği, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı “Yol”dur (1982).
OSCAR ödüllerinde adaylar ve kazananlar seçilirken / belirlenirken nelere dikkat ediliyor?
*Herbert Ross’un “The Turning Point” (1977) ve Steven Spielberg’ün “The Color Purple-Renklerden Moru” (1985; Türkçe adını filme kaynak olan romana Türkiye’de konulan addan aldım) onbirer dalda OSCAR adayı olmuş ve tek bir OSCAR kazanamamıştı.
*İkisini de Steven Spielberg’ün yönettiği “War Horse-Savaş Atı” (2011) ve “Empire of the Sun-Güneş İmparatorluğu” (1987) altışar OSCAR adaylığından, yine aynı yönetmenin “Munich-Münih”iyse (2005) beş dalda OSCAR adaylığından sıfır OSCAR ödülüyle döndü.
*Spielberg’ün dört dalda OSCAR ödülü adaylığı elde eden “Amistad”ı (1997) da OSCAR ödüllerinde tek bir heykelcik bile elde edemedi…Akademi üyelerinin Debbie Allen’ın “Amistad”ın senaryosunda kendisine ait yazılı materyalin telif hakkı ödenmeden izinsizce kullanıldığı iddialarını ciddiye /dikkate aldığı görüldü.Sonuçta Steven Spielberg’e 70. OSCAR ödüllerinde kırmızı kart gösterildi.
*Öte yandan Türkiye’nin OSCAR adayı olabilmesi için yolladığı 20. film “Kelebeğin Rüyası”yla (2013) ilgili, “Kelebeğin Rüyası”nın bir ara bütün film yapımevlerine postayla yollanmış olan Hikmet Bila’nın “Kömür Kara” adlı senaryosundan intihal ya da esinlenme olduğu iddiaları Los Angeles’a kadar ulaşmış olmalı!
Liza Minnelli bu yıl erkek oyuncu OSCAR’ının “Sınırsızlar Kulübü”yle Matthew McConaughey’in hakkı olduğunu söylüyor.
“The Sterile Cuckoo/Pookie-Bahar Rüzgarı”yla (1969) OSCAR adayı olan ve “Cabaret-Kabare”yle (1972) kadın oyuncu OSCAR’ını kazanan Liza Minnelli 86. OSCAR ödüllerinde erkek oyuncu ödülünün beşbuçuk milyon dolar (miniminnacık) bütçeli mucize film “Dallas Buyers Club-Sınırsızlar Kulübü”yle Matthew McConaughey’nin hakkı olduğunu her fırsatta yaptığı açıklamalarda söylüyor; Liza Minnelli bu yıl OSCAR’ın Matthew McConaughey’nin olması için eşsiz ve müthiş bir kampanya yürütüyor.
Liza Minnelli’nin babası yönetmen Vincente Minnelli “An American in Paris-Paris’te Bir Amerikalı”yla (1951) OSCAR adayı olmuş ve OSCAR’ı “Gigi”yle (1958) kazanmıştı.
Liza Minnelli’nin annesi Judy Garland ise “A Star is Born-Bir Yıldız Doğuyor” (1954) ve “Judgment at Nuremberg-Nüremberg Duruşması”yla (1961) OSCAR ödülüne adaylık elde etmişti.
Liza Minnelli “Dallas Buyers Club-Sınırsızlar Kulübü”yle Matthew McConaughey OSCAR kazanamazsa kendi evindeki iki Oscar ödülünü (biri kendisinin, biri babasının) Matthew McConaughey’e verecek!
Steven Spielberg 20 yıldır “Schindler’in Listesi”nin gölgesinde kalmaktan ve bu filmini bugüne kadar aşamamaktan dolayı çok mutsuz.
Şalom Gazetesi yazarı Viktor Apalaçi’nin de belirttiği gibi Steven Spielberg’ün anne babası çocuklarını Kadim Yahudi Kültürü’yle ve Gelenekleri’yle tanıştırmakta aşırı derecede ihmalkar davranmış, Steven Spielberg çok çok ileri yaşlarda kendi kişisel çabalarıyla ve Jeffrey Katzenberg gibi aşırı dindar Yahudi arkadaşlarıyla /dostlarıyla girdiği etkileşimlerin de yardımıyla gerçek Yahudi kimliğini keşfetmişti.
İsrail’e yaptığı bağışlarında “Hollywood’un Krallarından” yapımcı Arnon Milchan kadar cömert / eliaçık olan Steven Spielberg için “Schindler’s List-Schindler’in Listesi” tam bir dönüm noktası oldu.Bu mesleğinin en tepe noktasıydı, zirvesiydi. ”Schindler’in Listesi” yönetmenin en olgun ve en etkileyici filmi oldu. Bir daha, hiçbir zaman, bu filmini aşabilecek bir yapıma imzasını atamadı. ”Munich-Münih”le (2005) “Schindler’in Listesi”ni aşmayı denedi, ama ne yazık ki olmadı. Yönetmenin hayatının en büyük mutsuzluk kaynağının “Schindler’in Listesi”nin üzerinde bir film yapamamak olduğu bildiriliyor…Yine de Steven Spielberg bir şeye şükrediyor, o da şu: Kendisi 17 yaşındayken 1963’te “Oskar Schindler Filmi Projesi”nin (Senaryo: Howard E. Koch; Yapım Stüdyosu: Metro Goldwyn Mayer) bir türlü beyazperdeye getirilememesine! Bilindiği gibi, 1908-1974 arasında yaşayan Oskar Schindler adlı Alman bin iki yüzden fazla Yahudiyi Nazilerin imha kamplarında öldürmesine engel olarak tarihe geçmişti…
Steven Spielberg hayatındaki diğer üç büyük ikramiyeden ilkini Beyaz Saray’da Başkan Richard Nixon’un konuşma metinlerini yazan Peter Benchley’in (1940-2006), Nixon’ın adamlarının Demokrat Partilileri gizlice dinlediği ortaya çıkınca, Başkan Nixon’la birlikte işsiz kalmasıyla kazandı…Peter Benchley Beyaz Saray’daki işini kaybedince Herman Melville’in (1819-1891) “Moby-Dick” (1851) adlı romanında yaptığını yaptı (izlediği yolu takip etti) ve böylece birkaç köpekbalığı saldırısından yola çıkarak (bunları aşırı derecede abartarak) yarattığı “Jaws” (1974) adlı romanıyla insanlara herhangi bir zararı olmayan yüz milyonlarca köpekbalığının kitleler halinde öldürülmesine yol açtı; bunu teşvik etti.Çok satan roman ”Jaws” Steven Spielberg’ün olağanüstü yönetimiyle o güne kadar sinema salonlarına en çok seyirci getiren filmlerden (1975) biri oldu.
Spielberg’ün kazandığı bir diğer büyük ikramiye Amerikan devletinin UFO’larla ilgili tüm gizli sırlarını bilen UFO bilimci J. Allen Hynek (1910-1986) ile tanışması ve onun danışmanlığında /rehberliğinde “Close Encounters of The Third Kind-Tehlikeli İlişkiler”e (1977) imza atması oldu.
Steven Spielberg’ün kazandığı öteki büyük ikramiyeyse “Ustaların Ustası” Stanley Kubrick’in üzerine çok kafa yorduğu, geliştirdiği, olgunlaştırdığı projesi olan “Artificial Intelligence: AI-Yapay Zeka”yı devralması oldu.
Altı çocuğu olan Steven Spielberg’ün serveti Forbes Dergisine göre 3 milyar 300 milyon dolar.
86. OSCAR ödüllerinde Akademi üyeleri kimlere fena dayak attı?
*Formüla 1 otomobil yarışçıları Niki Lauda, James Hunt ve Hunt’ı terk ederek iki Oscar ödüllü Elizabeth Taylor’la iki kez evlenip boşanan Richard Burton’ın 1976 ile 1982 arasında dördüncü karısı olan Suzy Miller’ın baş karakterleri olduğu, “Rush-Zafere Hücum”, 71. Altın Küre ödüllerinde yılın en iyi dram filmi ve yardımcı erkek oyuncusu (Daniel Brühl/Niki Lauda rolüyle) dallarında adaylık elde etti; herhangi bir Altın Küre elde edemedi…Dünya çapında 758 milyon dolar hasılat elde eden “Da Vinci Şifresi”nin yönetmeni olmasına ve “A Beautiful Mind-Akıl Oyunları”yla yapımcı- yönetmen dallarında iki Oscar heykelciği kazanmasına rağmen Ron Howard’ın yönettiği “Zafere Hücum”u finanse etmeyi tüm büyük Amerikan film stüdyoları reddetmişti…”Zafere Hücum” herhangi bir OSCAR adaylığı da kazanamadı.
*Coen Kardeşlerin “Inside Llewyn Davis-Sen Şarkılarını Söyle”si bu yıl OSCAR’ın en büyük kaybedenlerinden biri oldu.Adaylıkları: görüntü yönetmeni ve ses mixi dallarında.
*”Saving Mr. Banks” Hollywood’un kurucularından birinin (bir eğlence imparatorluğu yaratan Walt Disney) efsanevi bir Hollywood filmini (Mary Poppins-Gökten İnen Melek) yaratım sürecini anlatmasına rağmen baş rollerdeki Tom Hanks ve Emma Thompson’a bile OSCAR adaylığı getirmedi.
*”Captain Phillips-Kaptan Phillips”de yönetmenine (Paul Greengrass) ve erkek oyuncusuna (Tom Hanks) bile OSCAR adaylığı kazandıramadı. Bu film “Frank Sinatra Biyografisi Projesi” (yönetmen: Martin Scorsese) senaryosunu yazan Bill Ray’e OSCAR adaylığı kazandırarak Bill Ray’den beklentileri yükseltti.
*”Butler”, “Diana” gibi filmler tek bir adaylık kazanamazken, “Great Gatsby-Muhteşem Gatsby” sadece kostüm ve sanat yönetmeni dallarındaki adaylıklarla yetindi.Zaten eleştirmenlerin savaş açtığı filmlerden biri olan “Diana” için bu durum şaşırtıcı değildi.
*”Mandela: Long Walk to Freedom-Özgürlüğe Giden Uzun Yol”da sadece özgün şarkı dalında OSCAR adaylığı elde ederek yılın OSCAR ödüllerinde kaybedenleri arasına adını yazdırdı.
*“Ordinary People”la yönetmen dalında OSCAR kazanan, ”The Sting-Belalılar”daki oyunculuğuyla, “Quiz Show”daki yönetmenliğiyle ve yapımcılığıyla OSCAR adaylığı elde eden Robert Redford “All Is Lost-Sona Doğru”yla yılın en iyi erkek oyuncusu dalında OSCAR adaylığı elde edemedi.
Ödüllere uzanan yol kilo alıp - vermekten mi geçiyor?
“Dallas Buyers Club-Sınırsızlar Kulübü” iki baş rol oyuncusuna da (Matthew McConaughey ile Jared Leto) Altın Küre ödülü kazandırdı…Bu film altı dalda OSCAR adaylığı elde etti…Bu dallar: yılın en iyi filmi, özgün senaryosu, erkek oyuncusu (Matthew McConaughey), yardımcı erkek oyuncusu (Jared Leto), kurgusu ve makyajı & saçı…
Geçmişte Robert De Niro “Raging Bull”, Adrien Brody “The Pianist-Piyanist”, Tom Hanks “Cast Away-Yeni Hayat”, Charlize Theron “Monster-Cani”, Mickey Rourke “The Wrestler-Güreşçi”, Eric Bana “Chopper-Kasap” ve Christian Bale “The Machinist-Makinist”de canlandırdıkları roller için dış görünümlerini “bukalemun gibi” tamamen değiştirerek (inanılmaz miktarda kilolar alarak ya da vererek) çeşitli seçkin ödüllere ulaşmışlardı.
Bu yıl da “Dallas Buyers Club-Sınırsızlar Kulübü” için yaklaşık 23 kilo veren Matthew McConaughey ile yine aynı filmdeki rolü için 13 kilo veren Jared Leto aynı yolu izleyerek Altın Kürelerden sonra OSCAR’a da ulaşmayı deniyor. Leto bu filmdeki rolüyle New York’lu film eleştirmenlerinin ödülünü de kazandı.
Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan “Dallas Buyers Club-Sınırsızlar Kulübü”nün baş karakteri Teksas’lı elektirikçi Ron Woodroof uyuşturucu bağımlısı bir homofobikti, aynı zamanda rodeolarda boğaların üzerinde en uzun süre kalmaya çalışan bir kovboydu; kendisine 1985’te HIV+ (AIDS) teşhisi kondu, doktorlar bir ay ömür biçmesine rağmen Woodroof ABD’de satılması yasak ilaçları yurt dışından (Meksika ve Japonya’dan) temin ederek 1992’ye kadar hayatta kalmayı başardı.
Toronto, San Sebastian ve Roma Film Festivallerinde gösterimleri yapılan, beşbuçuk milyon dolarlık bir yapım bütçesiyle ortaya çıkan “Dallas Buyers Club-Sınırsızlar Kulübü”, “The Young Victoria-Genç Victoria”yla adını duyuran yönetmen Jean-Marc Vallee’nin yeni filmi…
”Sahara”dan 8 milyon dolar ücret alan McConaughey ile “The Kingdom-Krallık”tan 7 milyon dolar ücret ödenen Jennifer Garner “Dallas Buyers Club-Sınırsızlar Kulübü”nde rol alabilmek için ücretlerinde büyük fedakarlıklar da (!) bulunmuş.
“Şerburg Şemsiyeleri”nin OSCAR ödülleri tarihinde ayrı bir yeri var!
OSCAR ödülü tarihinde bir ilk yaşatan ve hem 37. hem de 38. OSCAR ödüllerinde toplam beş adaylık kazanan “Şerburg Şemsiyeleri”nin bu yıl 50. yıldönümü…
Şubat 1965’te Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanan “Les parapluies de Cherbourg-Şerburg Şemsiyeleri”nin (1964) bu yıl 50. yıldönümü…
“Şerburg Şemsiyeleri” seçici kurulunda Fritz Lang, Charles Boyer ve Rene Clement gibi seçkin üyelerin olduğu ve 29 Nisan-14 Mayıs 1964 tarihleri arasında düzenlenen 17. Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi kazandı…Louis-Delluc Ödülü’nü de elde eden “Şerburg Şemsiyeleri”nin yönetmeni ve senaryo yazarı Jaques Demy’di.
“Şerburg Şemsiyeleri” 5 Nisan 1965’te sahiplerini bulan 37. OSCAR ödüllerinde Fransa’yı temsil etti ve yabancı film dalında yarıştı.Buraya kadar her şey olağandı.
Bir sonraki yıl 18 Nisan 1966’da sahiplerini bulan 38. OSCAR ödüllerinde “Şerburg Şemsiyeleri” dört dalda daha OSCAR adaylığı kazandı…İşte olağan olmayan başarı buydu…38. OSCAR ödüllerinde “Şerburg Şemsiyeleri” senaryo yazarı Jacques Demy’i ve bestecisi Michel Legrand’a OSCAR adaylığı getirdi.
“Şerburg Şemsiyeleri” Legrand’a müzik ve şarkı dallarında üç OSCAR adaylığı birden kazandıracaktı; Michel Legrand sonraki yıllarda aşağıda adı geçen filmlerle üç OSCAR ödülü birden kazanacaktı: “The Thomas Crown Affair-Kibar Soyguncu” (1968; yönetmen: Norman Jewison), “Summer of ’42-Yaz Günüydü” (1971; yönetmen: Robert Mulligan) ve “Yentl” (1983; yönetmen: Barbra Streisand).
|