|
Bir önceki filmi Jin’le oldukça politik bir konudan, oldukça apolitik bir film çıkarabilmeyi başaran Reha Erdem, güncel olanın yakıcılığına doğrudan temas etmeksizin hümanist ve doğasever bir tavır sergilemişti. Ancak takdir etmek gerekir ki, Türkiye sinemasında pek kimselerin cesaret edemediğini yaparak örgüt militanı Kürt bir kızın hikayesini, kendi auter yaklaşımının içine oturtarak anlatabilmeyi başarmıştı. Reha Erdem, ilk filmi A Ay’dan son filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar’a değin belirli bir bütünselliği korumasıyla Türkiye sinemasının auter (yaratıcı) yönetmenlerinden biri. Filmlerindeki etkileyici atmosfer, metaforlara yaslanan alegorik anlatım ve dünyevi olandan ziyade uhrevi olana dönük dil, yönetmenin sinemasındaki karakteristik özellikler. Bunlara ilaveten atmosferik dili besleyen müzikal kullanımın, bu karakteristiğin tamamlayıcı unsuru olduğunu belirtebiliriz. Auter yaklaşımın perspektifinden baktığımızda Reha Erdem’in meselesini, nevi şahsına münhasır bir tarzda benzer referanslardan yola çıkarak anlattığını söylemek mümkün. Var olan dünyayla derdini karakterleri üzerinden açan, onların huzursuzluğu ve kaygıları üzerinden hoşnutsuzluğunu dile getiren biri o. Bir zaman kaçkını ya da yanlış zaman yolcusu… Şüphesiz yaşadığı dünyayla ilgili dertleri, değerleriyle ve düzeniyle uyuşamayan hassasiyetleri var.
Erdem, son filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar’la ilk filmi A Ay’ın mekânı olan Büyükada’ya geri dönüyor. Bu mekânsal yönelim, ilk ve son filmleri arasında bir bağ kuruyor. Her iki filmin ada atmosferi konusunda ortaklaştıkları nokta, adayı gerçekliğinden soyutlayarak gerçek ötesi/üstü bir sunumla stilize ediliyor oluşları. Büyük bir depremin beklendiği, kıyatmetvari bir huzursuzluğun yaşandığı Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın adası, bir felaketin eşiğini haber veriyor. Issızlığı, kasveti ve ölümle gelen yok oluşu hissettiriyor. İnsanlar adayı terk ederken kalmakta ısrar eden bir avuç insanı sadece deprem değil, atlardan insana bulaşabilen ruam hastalığı ve salgın tehlikesi de bekliyor. Salgının varlığı atları toplu şekilde yok ederken insanların da, bu yok oluşun menzilinde olduğunu duyuruyor.
Filmdeki kadın ve erkek karakterlerin konumlanışlarına baktığımızda ise erkeklerin hoyratlıkları, şiddete meyyal oluşları ve ölüm severlikleri ile dikkat çekerken; kadınların dayanışmaları, kuşları taklit edişleri ve yaşam severlikleriyle ön plana çıktıkları görülüyor. Bir canlıyı yok edenin erkek, bir cansıza can verenin ise kadın olduğu bir ikilik çıkıyor karşımıza. Öyle ki, Allah’a yakın durmaya çalışan, kişiliğinde saflığın kristalize olduğu Esma, dinsel mitolojiye referansla ölen Adem’e can veriyor. Adem ki, ismiyle yaratılışın atası, insanoğlunun babası olarak anılıyor zihinlerimizde.
Genel olarak Reha Erdem sineması, anlaşılmak için seyircisinden gayret bekleyen bir yapı sergiliyor. Bu durum görece uzun bir film olan Şarkı Söyleyen Kadınlar’da da böyle oluyor. Filmlerinin kurgusunu kendisi yapan Reha Erdem, iki saati aşan filminde izleyicisini yoruyor. Bu durum, filmdeki görüntü parçalarının seyirci açısından anlamsızlaşması riskini barındırıyor.
» Şarkı Söyleyen Kadınlar film sayfası |