|
"Oz Büyücüsü”nün çok başarılı Yeşilçam versiyonu hangi film?
Amerikalı akademisyen Charles Daniel Sabatos’un “Oz Büyücüsü”nün 1971 tarihli Türkiye uyarlamasıyla ilgili değerlendirmeleri neler oldu?
2 Mart 2014 Pazar gecesi 86. OSCAR ödüllerinin dağıtıldığı törende, sinema seyircilerine ilk kez ABD, Yunanistan ve Kanada sinemalarında Ağustos 1939’da (İkinci Dünya Savaşı’nın 1 Eylül 1939’daki başlangıcından birkaç hafta önce) sunulan “The Wizard of Oz-Oz Büyücüsü”nün 75. yılı da kutlandı…
Şarkıcı Pink OSCAR dağıtım gecesinde “Oz Büyücüsü”nün ölümsüz şarkısını (“Over the Rainbow”) seslendirirken törende “Oz Büyücüsü”nün 45 yıl önce hayatını kaybeden baş rol oyuncusu Judy Garland’ı “Cabaret-Kabare”yle (1972) OSCAR ödülü kazanan kızı Liza Minnelli temsil etti…
“Oz Büyücüsü” filminin filmden daha ünlü şarkısı “Over the Rainbow”un sözlerini E. Y. Harburg (diğer adıyla: Isidore Hochberg; 1896-1981) yazmış, melodisiniyse (müziğiniyse) Harold Arlen (1905-1986) bestelemişti…“Over the Rainbow” yakın zamanda Avustralyalı yönetmen Baz Luhrmann tarafından “Australia” (2008) filminde de kullanılacaktı…
86. OSCAR dağıtım töreninin sunucusu Ellen DeGeneres ise “Oz Büyücüsü”ndeki Peri’nin giysisine bürünerek sahneye çıktı ve 75. yıl kutlamasına katkıda bulundu.
Dönemin en büyük Amerikan Film Stüdyosu (yapımevi) Metro Goldwyn Mayer “Oz Büyücüsü”nde 20th Century Fox Stüdyosu’nu iflastan kurtaran yıldız Shirley Temple’ı oynatmak istemiş bunu başaramayınca rol Judy Garland’ın olmuştu…
“Oz Büyücüsü” o dönemde iki milyon 777 bin dolara maloldu ; tanıtım, reklam ve oyuncuların şehir şehir sinema sinema dolaşarak yaptıkları turne harcamalarıyla birlikte bu rakam dört milyon doları geride bırakırken, “Oz Büyücü”sünün Kuzey Amerika sinemalarında o dönemde elde ettiği 14 milyon dolarlık hasılatın enflasyon farkıyla hesaplandığında günümüzün yaklaşık 250 milyon doları olduğu belirtiliyor.
“Oz Büyücüsü” ilk gösterimleri yapıldıktan birkaç hafta sonra İkinci Dünya Savaşı başladığı için pek çok ülkede İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden (1945’ten) sonra sinemaseverlere sunulabilecekti.
“Oz Büyücüsü” 29 Şubat 1940’ta sahiplerini bulan 12. OSCAR ödüllerinde yılın en iyi filmi dalı dahil altı dalda OSCAR adayı olmuş ve iki dalda (şarkı & müzik) OSCAR kazanmıştı…
“Oz Büyücüsü”nün yönetmeni Victor Fleming’in yönettiği bir diğer film olan “Gone with the Wind-Rüzgar Gibi Geçti” 29 Şubat 1940’ta sahiplerini bulan 12. OSCAR ödüllerinde biri onur OSCAR’ı dokuz ödül kazanacaktı.
Shirley Timple’ın 1934’teki filmleriyle 27 Şubat 1935’te elde ettiği “özel, genç yetenek OSCAR ( Juvenile Award) ödülünü” Judy Garland 1939’daki film performanslarıyla ( “Oz Büyücüsü” ve “Babes in Arms” adlı filmlerle) 29 Şubat 1940’da elde etmişti…
Judy Garland kendisine özel bir OSCAR kazandıran rollerden “Oz Büyücüsü”nde haftada 500 dolara, “Babes in Arms”daysa fiks bir ücretle (sekiz bin 900 dolar) çalışmıştı…
Judy Garland 1938 yılında 16 yaşındayken ünlü çocuk romanları yazarı L. Frank Baum’un kitabından uyarlanan “The Wizard of Oz” adlı filmde başroldeki Dorothy Gale karakterini oynamıştı. Bu rol, Garland’ın ilk ve daima hatırlanan rolü oldu. Judy Garland’ın yıldızlığa giden kariyer çizgisinde Dorothy Gale rolünün önemli bir kilometre taşı olduğu görüşü oluştu.
Judy Garland, “Oz Büyücüsü”nde bütün kariyeri boyunca seslendirdiği en unutulmaz şarkılar arasında yer alan “Over the Rainbow” adlı şarkıyı yorumlamıştı.
Metro Goldwyn Mayer Film Stüdyosu için film üreten yapımcılardan Arthur Freed ile Mervyn LeRoy en baştan itibaren bu rolde Judy Garland’ın oynamasını istiyorlardı… Ancak stüdyonun yöneticisi / İmparatoru Louis Burt Mayer ( Mayer diğer Hollywood kurucuları gibi Rusya göçmeni Yahudi bir ailenin çocuğuydu) bu rol için Shirley Temple’ı 20th Century Fox Stüdyosu’ndan kiralamak istiyordu. 20th Century Fox Stüdyosu’nu iflastan kurtarmış olan Shirley Temple’ın menejerleri Mayer’in bu rol teklifini kabul etmeyince rol Judy Garland’ın oldu.
Filmin çekimlerine 13 Ekim 1938’de başlandı ve 16 Mart 1939’da tamamlandı. Filmin tamamlanmasından sonra Metro Goldwyn Mayer Stüdyoları tarafından Judy Garland’ın katıldığı bir promosyon turnesi düzenlendi.
Eleştirmenlerin de desteğini alan “The Wizard of Oz” kısa sürede en çok seyirci toplayan filmler arasına adını yazdırdı. Yüksek yapım bütçesi, tanıtım, reklam, promosyon turnesiyle birlikte toplam harcamaları 4 milyon dolara ulaşan film, çocuklara yönelik bilet ücretlerinin da düşük olması nedeniyle ilk yıl maliyetini karşılayamadı. Ancak 1940 yılında yeniden gösterime girmesiyle maliyetini fazlasıyla çıkardı.En çok para kazandıran filmler arasına katıldı.
“Oz Büyücüsü”nden notlar:
* “Oz Büyücüsü”, Mayıs 1939’daki Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’ye aday gösterilmişti.
*İlk “Oz Büyücüsü”nü çevirirken 16 yaşında bir genç kız olan Judy Garland’ın beyazperdede olduğundan daha genç, daha çocuksu görünebilmesi için göğüsleri sargıyla bastırılmıştı.
*Filmden çıkarılan Jitterburg dansı 1974’te gösterime giren “That’s Entertainment-İşte Eğlence” adlı belgeselde ortaya çıktı.
*İlk “Oz Büyücüsü” çok pahalı bir yapım olduğundan ilk gösterime girdiği yıl fazla kar elde edemedi.
İlk “Oz Büyücüsü”nden unutulmaz bir cümle:
“Kalpler kırılamaz hale getirilene kadar asla kullanışlı olamaz”
Judy Garland’ın bazı sözleri:
*Metro Goldwyn Mayer Film Stüdyosu’ndaki çalışma koşulları hakkında: Orada bizi gece gündüz köle gibi çalıştırıyorlardı. Tükendiğimiz anlarda ayakta kalabilmemiz için canlandırıcı haplar verirlerdi…Çekimler bittikten sonra stüdyonun hastahanesine götürür ve uyumamız için uyku hapı içirilirdi. Dört saat uyumamıza izin verir ve sonra tekrar uyandırır ve yeniden canlandırıcı hap vererek 72 saat aralıksız çalıştırırlardı. Kendimi oyuncak gibi hissederdim.
*Gökkuşağının üzerinden geçebileceğime hep inanmak istedim, inanmaya çalıştım ama başaramadım.
*“Over the Rainbow” ile ilgili duygularıma gelince, o şarkı benim hayatımın parçası oldu. Tüm hayallerimin ve arzularımın sembolü olan bir şarkıdır. Bu şarkıyı duyunca insanların gözlerinin neden yaşardığını çok iyi anlayabiliyorum.
*1939 yılında “The Wizard of Oz”u yaparken filmde rol alan cüce erkeklerden bazıları bana sarkıntılık etmeden duramıyorlardı. Eteklerimin altını sürekli olarak gizlice gözetlerlerdi. Onları bundan vazgeçirmek için, eğer eteklerimin altına girmeye çalışırlarsa ve ben de bunu anlarsam başlarına büyük bela olacağımı onlara söylerdim!
Eleştirmen Kim Newman ilk “Oz Büyücüsü”nü anlatıyor:
*Tüm filmlerin en sevilenlerinden biri olmuştur.
*Bu film, Judy Garland’ı yetenekli çocuk oyuncudan, kalıcı ve ikonumsu bir yıldıza dönüştürmüştür.
“Oz Büyücüsü” ve Judy Garland notları:
*“Over the Rainbow” adlı şarkısı, Amerikan Film Enstitüsü’nün hazırladığı “100 Yıl… 100 Şarkı” listesinde 1 numaralı film şarkısı olarak yer aldı…AFI yetkilileri bu tercihin gerekçesi olarak, “Over The Rainbow” adlı şarkının Amerikalıların duygularının yansıtması, sinema salonlarının duvarlarının ötesinde yankılanması ve toplum bilincinde kalıcı yer edinmesini gösterdiler. Ülke sınırlarını aşarak Amerika’nın film mirasını zenginleştirdiğini, günümüz sanatçı ve seyircilerini büyülemeye devam ettiğini belirttiler…Listedeki diğer Garland şarkıları ise, “Have Yourself a Merry Little Christmas” (76. sırada), “Get Happy” (61. sırada), “The Trolley Song” (26. sırada) ve “The Man That Got Away” (11. sırada) oldu.
*Judy Garland’ın vefat ettiği gün (22 Haziran 1969’da) “Oz Büyücüsü” filmindekine benzer bir olay gerçekleşti; Kansas’ta şiddetli bir kasırga çıktı.
*Judy Garland’ın “The Wizard of Oz”da oynadığı Dorothy karakteri, daha sonradan 1964 yapımı “Gilligan’s Island” (1964-1967) adlı televizyon dizisindeki Mary Ann Summers karakteri için esin kaynağı oldu. (Kansaslı olması, at kuyruğu saç modeli, halası ve amcasıyla beraber bir çiftlikte yaşaması gibi…)
*Judy Garland’ın “The Wizard of Oz” adlı filmde oynadığı Dorothy Gale rolündeki performansı, Premiere dergisinin düzenlediği Tüm Zamanların En Büyük 100 Film Karakteri listesinin 17. sırasında yer aldı.
*Judy Garland,1939 yapımı “Gone with the Wind – Rüzgar Gibi Geçti” adlı filmdeki Careen O’Hara rolü için de düşünülmüştü. Ancak o rol Ann Rutherford’a gidince hemen “The Wizard of Oz”da çalışmaya başladı.
*Judy Garland,14 yıllık süreye yayılan çok sayıdaki televizyon programlarında “Over The Rainbow” adlı şarkıyı sadece iki kez söyledi. İlkini 1955 yılındaki ilk TV programı “Ford Star Jubilee”de; ikincisini ise yine 1955 yılındaki “The Judy Garland Special”de yorumladı.
*Judy Garland,oynadığı filmlerinde en iyi şarkı dalında OSCAR ödülü kazanan iki şarkı yorumladı. Bunlardan birincisi, 1939 yılında oynadığı “The Wizard of Oz”daki “Over the Rainbow”; ikincisi ise, 1944 yılında oynadığı “The Harvey Girls”teki “On the Atchison, Topeka and the Santa Fe” adlı şarkıydı.
*Judy Garland, bunların yanısıra OSCAR’a aday gösterilen dört şarkıyı daha yorumladı: “Strike Up the Band” adlı filmdeki “Our Love Affair” (1940), “Babes on Broadway”deki “How About You?” (1941), “Meet Me in St. Louis”teki “The Trolley Song” (1944) ve “A Star Is Born”daki “The Man That Got Away” (1954).
“Oz Büyücüsü”nün Türk sinemasındaki uyarlaması:
“Ayşecik” serisinin 1971’deki halkası olan Tunç Başaran’ın “Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde”si, kalp hastalığıyla dünyaya gelen Frank Baum’un (15 Mayıs 1856-6 Mayıs 1919) eserinden sinemaya uyarlanan, yılın en iyi filmi dalı dahil altı dalda OSCAR ödülüne aday gösterilen ve iki dalda (fon müziği ve özgün şarkı dallarında) OSCAR ödülü kazanan “The Wizard of Oz-Oz Büyücüsü”nün (1939) çok başarılı bir yerli uyarlamasıydı.
Amerikalı akademisyen Charles Daniel Sabatos “Oz Büyücüsü” ve onun yerli versiyonu hakkında şunları söylemişti:
L. Frank Baum’un ilk kez 1900 yılında yayınlanan çocuk klasiği “The Wonderful Wizard of Oz”, kısa sürede başarıya ulaştı ve yüz ondört yıl boyunca sahne, sinema, radyo, televizyon ve internet olmak üzere her türlü eğlence formatında kalıcı bir popülerliğe ulaştı. Küçük Dorothy’nin maceraları, Baum ve diğer yazarlar tarafından kaleme alınan devam kitaplarına esin kaynağı oldu. Hatta Büyücü zaman içerisinde ütopik Oz ülkesine geri döndürüldü. Kitap serilerinin “resmi” yayını 1960 yılında 40. kitapta sona erdi ama aralarında bu eleştiri yazısının yazarının da yer aldığı çok sayıda yazar, sonraki yıllarda Oz’dan esinlendikleri kendi öykülerini yayınlamaya devam ettiler.
“The Wizard of Oz” ayrıca çok sayıda film uyarlamasına da esin kaynağı oldu. MGM (Metro Goldwyn Mayer) tarafından 1939’da çekilen ve başrolünde Judy Garland’ın oynadığı film, şöhret açısından orijinalini bile geride bırakırken hikayenin popülaritesinin sürmesinde önemli rol oynadı. Kaynağını “Oz” fenomeninden alan en ilginç filmlerden birisi de Türk yönetmen Tunç Başaran’ın 1971 yılında gösterime sunulan “Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde” adlı filmdir. Oz’un ABD dışında çekilen az sayıdaki film uyarlamalarından biri olan bu versiyon, Baum’un hikayesinin naif çekiciliğini diğerlerinden, hatta MGM’inkinden bile daha iyi yakalamıştır. Judy Garland’ın oynadığı versiyonun Amerika’da bir tatil günü televizyon klasiği olması gibi, Türkiye’de klasikleşen bu film, Amerika’daki fanatik “Oz” hayranları arasında bile az bilinir. Yakından incelendiğinde bir Amerikan kültürel ikonunun Türklere özgü bakış açısıyla büyüleyici bir birleşimi gibidir.
MGM’in çektiği “Wizard of Oz”, Baum’un “Oz” konseptine sadakatini kısmen kaybetmiş olmasına rağmen 20. yüzyılın en iyi filmlerinden birisi olarak kabul görür. Ancak “Oz”un Amerika’daki ve tüm dünyadaki kalıcı popülaritesine artı katkı yaptığını söylemek güçtür. Judy Garland’ın dokunaklı Dorothy’si, Ray Bolger’ın cana yakın Korkuluk’u ve Margaret Hamilton’ın ürkütücü Cadı’sı olmasaydı, “The Wizard of Oz” bugün büyük ihtimalle sadece büyüleyici bir yüzyıl dönümü fantezisi olarak hatırlanacaktı. Ancak o film sayesinde çocukların tüm seriye istekle bağlandığına ve ulusal bilince sıkı sıkıya sarıldığına da kuşku yoktur.
Hikayenin evrensel cazibesi, Afrika kökenli Amerikalıların “daha iyi yaşama” mücadelesinin portresini siyah karakterler ve müzik eşliğinde canlandıran başarılı Broadway müzikali “The Wiz” (1975) sayesinde belki de tam kapsamıyla 1970’li yıllarda görüldü. “The Wiz”in, başrollerinde Diana Ross, Michael Jackson ve Lena Horne gibi müzik efsanelerinin oynadığı film versiyonu (1978) ise eleştirmenlerce beğenilmedi ama bu filmde Oz’un bir varoş semti olarak sunulması görsel açıdan çarpıcıydı. “The Wiz” Oz’un sadece uyarlanmakla kalmayıp farklı kültürel ortamlar için tamamen yeniden yorumlanabileceğini gösterdi.
Oz’un çok kültürlü Amerikan varyasyonlarından daha ilginci ise, bu hikayenin dünyanın çeşitli ülkelerinde aldığı şekillerdir. Bunların en beklenmedik ve büyüleyici olanlardan birisi, daha önceden Baum’un ilk hikayesini Rusça’ya çeviren ve sonradan tamamen farklı ve kasvetli yapılı devamlarını yazan Sovyet yazar Alexander Volkov’un “Magic Land” serisidir. Volkov’un “Magic Land”inde (ki asla Oz demez) ilk kitabın tehlike ve acıları sonraki hikayelerde de ortadan kaybolmaz. Gümüş Şehri sokaklarında casuslar ve gizli polislerin kol gezdiği görülür. Baskıcı kraliyet aileleri büyülü bir süreçten geçirilerek çiftçi ve dokumacı gibi topluma yararlı bir vatandaş olacak şekilde yeniden eğitime tabi tutulurlar.
Kitaptan veya film versiyonundan esinlenen yazarlar arasında Salman Rüşdi de yer alır. Sürreal ve postmodern özellikler taşıyan “At the Auction of the Ruby Slippers” adlı kısa öyküsünde, MGM’in “Wizard of Oz”unu çözümlerken, çok iyi bilinen halk hikayeleri ve efsanelerinden yapılan uyarlamalarla tanınan Hint sinemasıyla bağlantılar kurar. Buna karşılık dev Hint film endüstrisi, Amerika’nın en kalıcı peri masalının uyarlamasına hiç kalkışmamıştır.
1973 yılında Volkov’un kitaplarını baz alan bir Rus televizyon dizisi; 1976’da da “20th Century Oz” adını taşıyan ve ABD’de de R ratingiyle gösterime giren bir Avustralya filmi yapılmıştır ama ilk uluslararası versiyon, “Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde” olmuştur.
“Ayşecik” için Dorothy’nin yeni versiyonu olduğu söylenemez. O dönemde Türkiye’nin en ünlü çocuk starı olan Zeynep Değirmencioğlu’nun beyazperde kimliğini yansıtır. 1930’ların bir başka Amerikan fantezi filmi “Pamuk Prenses”in (“Snow White and the Seven Dwarfs-Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” ; 1937 Walt Disney Stüdyoları animasyonu) live action (animasyon olmayan) yapımında da başrol oynamış olan Zeynep Değirmencioğlu’na “Oz”a yaptığı yolculukta (“Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde”) yedi cüce adam eşlik eder. Bunlar yolculuk boyunca sihirli şekilde bir görünüp bir kaybolurlar. Küçük siyah köpeğinin adı bu versiyonda “Boncuk”tur. Zeynep Değirmencioğlu, Amerikan filmlerinin Dorothy’leri arasında en çok 1985 Disney yapımı “Return to Oz”dan Fairuza Balk’ı çağrıştırır. Ayşecik’in diğer üç arkadaşı ise hikayenin her versiyonundaki yer alan Korkuluk, Teneke Adam ve Aptal Aslan gibi tanıdık simalardır. Bunlar temelde MGM filmindeki benzerlerini çağrıştırırlar. Bu filmdeki Korkuluk, Ayşeçik tarafından tarlada terk edilmiş halde bulunduğu günleri hatırlarcasına bazen sol dirseğini kaldırıp kolunu asılı tutuyor olsa da Ray Bolger’ınki kadar esnek yapıda değildir. Teneke Adam’ın kostümlerinden muhtemelen dublajla yapılan çıtırtı sesleri çıkar. Bazen filmin soundtrack’ine ağır bastığı görülür. Aslan’ın en çok bilinen hareketi ise dudaklarını iki yana doğru kıpırdatma hareketidir. (İngilizce “lion” sözcüğünün Türkçe’deki karşılığı “aslan” olduğu için bu filmde “aslan” adı kullanılır. Bu yönüyle Batılı izleyicilere ünlü fantezi dizisi “Narnia”daki “Aslan” karakterini hatırlatabilir.)
Ayşecik’in maceralarında İyi Cadı, Kötü Cadı ve Büyücü karakterlerinin hepsi vardır. İyi Cadı biraz da olsa ortaçağ hanımefendileri gibiyken Kötü Cadı kamburdur. Yüzüne kalın bir makyaj yapılmıştır. Parlak turuncu rengi kıvırcık saçları siyah şapkasının altından görünür. Büyücü’nün ilk ortaya çıkışı ise, MGM’in dev kafa ve ateş topu görünümüne kıyasla fazla etkileyici değildir. Ayşecik ve arkadaşlarının karşısına önce oldukça ümitsiz ve perişan görünümlü bir kurukafa çıkar. Türk hamamının iç kısmına benzeyen ıssız bir odadaki meşalenin küçük aleviyle aydınlanır. Büyücü’nün kendisi ortaya çıktığında onun MGM versiyonunda bu karakterin portresini çizen Frank Morgan’ın sirk şovmeni benzeri kıyafetini giymediğini görürüz. Sivri şapkası, bol pelerini ve havada asılı gibi duran uzun beyaz bıyıklarıyla “gerçek” bir büyücüye benzer.
“Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde”nin bazı bölümleri, özellikle de Aslan’ın insan/aslan kostümü MGM filminden alınmış gibi görünmekle beraber, birçok unsur orijinal kitaptan alınmıştır. Örneğin Ayşecik karakteri rugan ayakkabı değil, gümüş ayakkabı giyer. Gelişinde onu karşılayan İyi Cadı, sonraki maceraları boyunca Ayşecik’i koruyacak büyülü öpücüğü verir. Kötü Cadı’nın kalesine yaklaşırlarken grubun “ölümlü” iki üyesi olan Ayşecik ile Aslan’ın Teneke Adam tarafından korunduğunu görürüz. Bunu, Korkuluk’un samanlarını onların üzerine saçarak yapar. Kötü Cadı’nın askerlerinin Korkuluk ile Teneke Adam’ı imha etmesinden sonra Ayşecik ile Aslan ele geçirilir ve kaleye getirilir. Kitapta olduğu gibi Ayşecik’i kalede gezdiren Cadı, onun gümüş ayakkabılarının tekini alır. Bu sahnede küçük bir farklılık vardır. Ayşecik’in duyduğu büyülü bir ses, ona cadının üzerine bir kova su boşaltmasını söyler. Böylece Margaret Hamilton’un oynadığı sahnedekine benzer şekilde cadı aniden erimeye başlar.
“Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde”, diğer açılardan Baum’un çektiği iki Oz filmine yakın düşer. Tunç Başaran’ın filmi, sesli ve renkli olmasına rağmen özellikle eğlenceli anlarında Baum’un sessiz versiyonlarını çarpıcı şekilde çağrıştırır. Müzikal bölümler vardır ama bu sahnelerde titiz koreografi yerine karakterlerin çay eşliğinde şarkı söyleyip dans ederlerken gösterildiğine tanık oluruz. Judy Garland’ın rüyası, olay oluşturma tekniğiyle hemen zirve noktasına ve hızlı çözüme ulaşırken, Ayşecik’in macerası açıkça birkaç güne yayılır. Ormanda ağır adımlarla yürüyen karakterler önce bir ağacın saldırısına uğrar; sonra “Bebekler Ülkesi”ndeki bir duvara tırmanırlar. Ertesi gün robota benzeyen ve canlı oyuncak bebeğe dönüşmüş olan iki küçük kız tarafından uyandırılırlar. Ayşecik ve arkadaşları, bebeklerle uzun ve eğlenceli bir dans yaparlar. (Filmin tamamen orijinal parçasını oluşturan bu bölüm, orijinal kitabın sonunda yer alan ve bazen etkisiz olmakla eleştirilen Çin Ülkesi bölümünü çağrıştırır). Kahramanlarımız, maceranın bir sonraki adımında büyülü cücelerle karşılaşır ve onlarla piknik yaparlar. Ardından yine dans sahnesi gelir.
Yolcularımız sonunda Büyücü’nün şehrine ulaşır ve doğruca saraya varırlar. Karşılarına engel olarak şişman ve sebepli sebepsiz gülen bir bekçi çıkar. Ancak bu sahnede gerilim inşa etmek yerine büyülü cücelerin eğlenceli oyunlarına yer verilir. Cüceler, zaman zaman ortaya çıkarak bekçinin kaba etlerine sapanla taş attıktan sonra ortadan kaybolurlar. Sonra kıkırdayarak yeniden ortaya çıktıklarını; oyunlarını tekrarladıklarını görürüz. Yeniden kaybolup yeniden ortaya çıkarlar. Cücelerin sergilediği yaramazlıklar, en yaşlı cücenin sert ve katı müdahalesiyle son bulur.
Büyücü’nün balonu Ayşecik olmadan uzaklara uçtuktan sonra (“There’ll Be a Hard Time in the Old Town Tonight” adlı eski blues şarkısından birkaç nağme eşliğinde yeterince eğlenceli hale gelen ve soundtrack’e eşlik eden bir andır) birkaç gün daha geçmesi ve yeni bir yolculuk yapılması gerekir. Ayşecik’in evine dönme isteğinin sonunda gerçeğe dönüşmesi öncesinde çılgın mağara sakinleriyle karşılaşırlar. Bu farklılıklar daha az gerilimli, belki daha az dramatik duygular yaratır ki, Baum’un ılımlı ve dolambaçlı maceralarının ruhuna daha fazla sadıktır.
Tunç Başaran’ın filminin, Baum filmleriyle bir başka benzerliği de filmin doğal dış mekanlarda çekilmesidir. Türkiye’nin gerçek kale ve harabeler konusundaki zenginliğinin getirdiği avantajdan yararlanılmıştır. Büyücünün sarayı (zümrüt yerine süslemesiz taştan yapılmıştır) ile cadının kalesinin her ikisi de mekan çekimi şeklinde filme alınmıştır. Türk versiyonun çocuksu haliyle bize verdiği genel izlenim, realite ve aksiyon ağırlıklı temaların stüdyo reprodüksiyonlarından etkilenen izleyicinin beklentisi bu kadar yükselmeden öncesinde çekilmiş Hollywood filmlerinin “masumiyet”ine; filmlerin kendisinin bile başlıbaşına büyüleyici olduğu, birkaç aktörün sade kostümler içerisinde sıradan bir ırmak kıyısında yürümesinin bile hayal gücünü ateşleyebildiği o yıllara dönüşü simgelemesidir.
Filmin isminde periler ülkesinden “rüyalar ülkesi” şeklinde bahsedildiği halde filmin sonunda Ayşecik’in ülkesinin hayli gerçekçi olması ilginçtir. Bu açıdan bakınca Tunç Başaran’ın “Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde”si
Baum’un Oz’una benzerken MGM’inkine benzemez. İyi Cadı’nın Ayşecik’e artık evine dönmeyi dileyebileceğini söylediği sahnede cadı ortadan kaybolur ama kamera bir süre Oz karakterlerinin üzerinde kalmaya devam eder. Bu, ilk dönem Oz kitaplarında bile yer almayan bir perspektiftir. Ardından büyülü cüceler gözden kaybolur. Bir sonraki sahnede Ayşecik’i çorak ve engebeli bir arazide (Anadolu’nun kırsal kesimleri Kansas’ın yerini çok iyi almış) kendisini sevinçle karşılayan ailesine doğru yürürken görürüz. Büyülü cüceler ansızın çiftliğe yukarıdan bakan bir tepe üzerinde görünürler. Ona bir kez daha hoşçakal derken gittiği için de sanki üzgün gibidirler. Ardından son kez kaybolurlar. Büyülü karakterlerin Ayşecik’e elveda demesinin verdiği izlenim, sanki onlar gerçekmiş de Ayşecik sönüp giden bir rüyaymış gibidir.
Baum’un sonradan yazdığı Oz kitaplarından birisinde Oz ülkesinin bir haritası vardır. Bu haritada, Oz ülkesinin, öldürücü bir çöl ve büyülü ülkelerle çevrelendiğini görürüz. Oz üzerine yapılan akademik çalışmaların öncülerinden olan Michael Patrick Hearn, “The Annotated Wizard of Oz” adlı kitabında bu haritada yer aldığı halde Baum’un kitaplarında göremediğimiz tek krallığın “Rüyalar Ülkesi” adlı küçük bir ülke olduğunu not eder. Burası, Oz’un ötesinde uzanan ölümcül çölün tam karşısındadır. Tunç Başaran’ın “Rüyalar Ülkesi” bir bakıma bu esrarengiz ve bilinmeyen ülkenin portresi şeklinde değerlendirilebilir. Bildiğimiz ve tanıdığımız Amerikan fantezi ülkesini başka bir dil ve kültürde yansıtır. Tıpkı mucizeler ve mitlerle meçhul kalan Oz ülkesinin, çölün öbür tarafından bakılınca çok yakın ama umutsuzca farklı bir komşu gibi görülmesi gibi…
"Over The Rainbow" Şarkı Sözleri:
Ooh, ooh, ooh
Ooh, ooh
Somewhere over the rainbow
Way up high
And the dreams that you dream of
Once in a lullaby
Somewhere over the rainbow
Bluebirds fly
And the dreams that you dream of
Dreams really do come true
Someday, I wish upon a star
Wake up where the clouds are far behind me
Where trouble melts like lemon drops
High above the chimney top
That's where you'll find me
Somewhere over the rainbow
Bluebirds fly
And the dreams that you dare to
Oh why, oh why can't I?
Well, I see trees of green and red roses too
I'll watch them bloom for me and you
And I think to myself
What a wonderful world
Well, I see skies of blue and I see clouds of white
And the brightness of day
I like the dark
And I think to myself what a wonderful world
The colors of the rainbow so pretty in the sky
And also on the faces of people passing by
I see friends shaking hands saying
How do you do?
They're really saying I, I love you
I hear babies cry and I watch them grow
They'll learn much more then we'll know
And I think to myself what a wonderful world
World
Someday I wish upon a star
Wake up where the clouds are far behind me
Where trouble melts like lemon drops
High above the chimney top
That's where you'll find me
Oh, somewhere over the rainbow
Way up high
And the dreams that you dare to
Why oh, why can't I?
Ooh, ooh
Ooh, ooh
» Muhteşem ve Kudretli Oz film sayfası |