Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Ölümünün 30. yıldönümünde Yılmaz Güney

Hakan Sonok Yazıları

Film yıldızı, yönetmeni, yapımcısı, roman, öykü ve senaryo senaryo yazarı Yılmaz Güney midesinden rahatsız olduğundan cezaevi koşullarında yeterince tedavi görme imkanı bulamamıştı, yakalandığı mide hastalığı kansere dönüşerek 9 Eylül 1984 Pazar günü sanatçının Paris’te vefatına yol açmıştı…Cenazesi 14 Eylül 1984 Cuma günü Paris’in Pere Lachaise mezarlığında toprağa verilmişti…

Yılmaz Güney, sürgünde ölmesiyle Namık Kemal, Nazım Hikmet ve Ahmet Kaya’yla da kader birliği yapmıştı…

Yılmaz Güney, doğumundan 6 yıl sonra nüfus kağıdı çıkarıldığından resmi kayıtlarda 1 Nisan 1937 Perşembe doğumlu göründüğünü oysa 1931 doğumlu olduğunu sinema yazarları Agah Özgüç ve Erman Şener’e (Ses Dergisi) açıklamıştır…

Yılmaz Güney, İngiliz Guardian gazetesi muhabirine Fransa’nın kendisi için bir açıkhava hapishanesi olduğunu açıklamıştı. Yılmaz Güney Fransa’da karşılaştığı Yavuzer Çetinkaya’ya da (1948-1992) “Ben buraya kalmaya gelmedim.Bir gün mutlaka döneceğim.Sen de dön. Bil ki, vatanında çekeceğin en kötü film, burada yapacağın başyapıttan daha iyidir,” demişti…

Yaklaşık oniki yılı çeşitli cezaevlerinde, üç yılı yurt dışında sürgünde, altı ayı yurt içi sürgünde geçen, vatan hasreti içinde ölen ve kısa sayılabilecek yaşamına çok şey sığdıran Yılmaz Güney Türkiye’nin en çok seyircisi olan starı, en çok para kazanan starı olmak istemiş ve bunu büyük ölçüde başarmıştı…Yılmaz Güney’in en büyük başarısıysa dünya çapında filmlerine bir talep yaratmasıdır…

Yılmaz Güney’in koruyucu melekleriyse 1977 ve 1981 Berlin Film Festivalleri’nde O’na tüm kariyerinden (çalışmalarından) dolayı uluslararası ödüllerini sunan dünya film eleştirmenleri ve sinema yazarları oldu…Yılmaz Güney’in yapımcısı, senaryo yazarı ve kurgucusu olduğu ”Yol” da Cannes film festivalinde film eleştirmenleri ve sinema yazarları ödülüne layık bulundu…

1982 Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi kazanan, Los Angeles’ta yılın en iyi yabancı filmi dalında Altın Küre ödülü adaylığı elde eden ”Yol” Fransa’daki film eleştirmenleri ve sinema yazarları ödülünü de İtalyan yönetmenler Taviani kardeşlerin başyapıtlarından “La notte di San Lorenzo-San Lorenzo Gecesi”yle paylaşmayı başaracaktı…

“Yol” Fransa’da elde ettiği 1 milyon 250 bin seyirciyle bir Türk filminin yurt dışında elde ettiği en büyük gişe başarısının da sahibi oldu…

Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın (1916-1996) dünya üzerindeki tüm sanatçılara yaptığı destek ve katkıları Yılmaz Güney’den de esirgemediği de tarihe geçmiştir…

Yılmaz Güney’in senaryo yazarlığını ve yapımcılığını yaptığı “Sürü”nün 1979’da Locarno Film Festivali’nde büyük ödül Altın Leopar’a ve Yılmaz Güney’e özel bir ödül getirmesi de sanatçının kariyerinin dönüm noktalarından biri olmuştu…

Yılmaz Güney’le ilgili anekdotlar:

*OSCAR ödüllü yönetmen ve senaryo yazarı Costa Gavras: “Yılmaz Güney, cesur bir filmciydi.Ölümü hepimiz için ancak daha da çok Kürtler için büyük bir kayıptır.Kürtlerin mücadelesi Yılmaz Güney’siz de devam edecek.”

*Yılmaz Güney: “Ayhan (Işık) Ağabey kesme şeker gibi düzgün bir kralsa, ben de çirkin kralım. O güzelse, ben de çirkinim Aga’cım.O güzel kralsa, ben de çirkin kralım!”

*Fatoş Güney: “Cannes’dan “Yol”un Altın Palmiye’siyle dönerken cebimizde eve gidecek paramız yoktu!.. ”Umut” (1970) filmi için gerekeni kuruş kuruş biriktirmiştik…”Yol” (1982)  filmi için hapishanedeki mahkumlar dayanışma göstermişlerdi…Yılmaz Güney’in parası yoktu; çünkü parasını hep çevresindekilere dağıtırdı!”

*Yılmaz Güney: “Kızkardeşim de, ben de anadilimiz Kürtçeyi pek bilmiyorduk.”

*Kemal Tahir: “Yılmaz Güney’in filmi  ‘Seyyit Han –Toprağın Gelini’ karşısında büyük heyecan duydum. Bence halk sinemasının halka bir meseleyi nasıl anlatması gerektiğini en kaba, en kaba olduğu için de en kestirme yoldan gösteriyordu. Ulusal sinemamızın belli başlı ana yollarından birine işaret ediyordu.”

*Yılmaz Güney: “  ‘İnce Memed’ sinemamızda değişik adlarda 19 kere filme alındı; bunların 17’sinde ben oynadım!”

*Yılmaz Güney, Ertem Eğilmez’in şirketi Arzu Film’in süperstarı/ kartpostal çocuğu Tarık Akan’dan bir oyuncu yaratmıştı.

*Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi’nin 20 Ekim 1970  tarihli  yazısında göklere çıkardığı “Umut”un 1971’de Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin 15 Günü” bölümünde gösterilmesi Yılmaz Güney’in dünya çapında film eleştirmenlerinin gözdesi olma sürecini başlattı…Ancak, “Umut” kaybeden, ezik, gariban bir baş karaktere sahip olduğundan Yılmaz Güney’in Türkiye’deki fanatik hayranlarının en az ilgi gösterdiği Yılmaz Güney filmi olmayı başardı!

*Agah Özgüç: Yılmaz Güney’in hayatına kısa süreliğine giren kadınlar arasında Feri Cansel’den başka Oya Peri de vardı.Sema Özcan’la da adı birlikte anıldı.

* Elif Güney Pütün: “Yaşamım boyu babamı üç yıl tanıdım.Babam öldüğünde 18 yaşındaydım. Ortak paylaşımımız çok azdı.Babam benden, ben babamdan çok şey bekledik.”

* Agah Özgüç: “Yapımcı Nevzat Pesen, “Yılmaz Güney’in suratı film yıldızlığı için hiç uygun değil.Ondan olsa olsa kömürcü çırağı olur,” demişti.Nevzat Pesen kısa sürede tükürdüğünü yaladı ve Yılmaz Güney’le film çevirdi.Bir süre sonra Nevzat Pesen’in işleri bozuldu, iflas edince de canına kıydı.”

*Ölümünün 30. yıldönümünü olan 9 Eylül 2014’te dünya çapında anılacak olan Yılmaz Güney’in hayatı 25 Ağustos 1973 Hamburg doğumlu Fatih Akın’ın yeni filmine konu olacak…

Yönetmen ve senaryo yazarı Fatih Akın, Kıbrıs Türkü bir ailenin 15 Ekim 1981 Londra doğumlu oğlu olan Akın Gazi’nin Yılmaz Güney’i canlandıracağı yeni filminin ön hazırlıklarını sürdürüyor…

“Duvara Karşı” adlı filmi Berlin Film  Festivali’nde büyük ödül Altın Ayı’yı Almanya’ya kazandıran Türkiye asıllı Alman yönetmen Fatih Akın Dostoyevski’nin Rus edebiyatını kastederek “Hepimiz Gogol’ün ‘Palto’sundan çıktık, ” sözlerini hatırlatırcasına Yılmaz Güney’le ilgili olarak “O bir kahramandı. Biz hepimiz, bir şekilde O’nun çocuklarıyız…” diyor…

Fatih Akın Yılmaz Güney ile ilgili şunları söyledi:

“Yılmaz Güney, “Hudutların Kanunu”nda (1966) birlikte çalıştığı Lütfi Ömer Akad (1916-2011)  ile yollarının keşişmesi sayesinde kendi tarzını bulabildi.”

Fatih Akın, Yılmaz Güney’i yakın arkadaşı olan ve O’nunla “Umut” (1970) ve “Sürü”de (1978)  çalışan Tuncel Kurtiz’den (1936-2013) dinlemekten büyük zevk aldığını da söylüyor…

Yılmaz Güney, Fatih Akın’ın kendine rol modeli olarak aldığı üç kişiden biri (diğerleri: Emir Kusturica ve Martin Scorsese)

Fatih Akın, “O (Yılmaz Güney) bir maço, silah düşkünü, çapkın, Mao’cu, entelektüel, şair ve filmciydi…Solcular, O’ndan daha öğretici filmler yapmasını istedi; oysa O’nun filmleri zaten bu özelliği taşıyordu.Türk solu filmci olduğu için O’nu ciddiye almadı…Cahiers du Cinema dergisinin yazarları, editörleri O’nu cezaevinde ziyaret ettiklerinde içine kapalı bir entelektüelle karşılaşmayı beklerken karşılarında gangster kılıklı adamı buldu,” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Muhalif bir metin yazdığı için ilk kez cezaevine girdiğinde 22 yaşındaydı.Bir ekonomi öğrencisi olarak girdiği cezaevinde gangsterlerle haşır neşir oldu.Sonrasında cezaevi, evi ve yazıhanesi olmuş gibiydi.Orada bir ofisi vardı.Cezaevi dışında, O’nu öldürmek isteyenler bulunuyordu ve cezaevinde hayatının güvende olduğuna inanıyordu.”

“Yılmaz Güney, Can Ünal’dan doğan kızı olan kızı Elif’in ikinci eşi Fatoş tarafından kabul edilip benimsenmesine çabaladı.Fatoş zengin bir ailenin kızıydı ve Yılmaz Güney’den Yılmaz adında bir oğlu vardı.”

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır