Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Mercimekteki taş

Cemre Nur Meleke Yazıları

Fatih Akın, "Cennetteki Çöplük" belgeselinin ardından 2 sene sonra çektiği "The Cut" ile sinema severlerin karşısında. Bir Fatih Akın hayranı olarak bu filmi çok beklediğimizi söyleyebilirim. Özellikle film ile ilgili basında çıkan haberler bizleri daha da heyecanlandırıp, beklentimizi en üst seviyeye taşıdı. Gel gelelim beklentimiz karşılığını buldu mu? Buldu veya bulmadı bu film bir beklenti filmi değil, bu film çekilmesi gereken bir filmdi ve bunu Fatih Akın başardı!

1915 yılında Mardin'de başlayan hikayemiz, bir demirci ustası olan Ermeni asıllı Nazaret'in dünyasına odaklanıyor. O yıllarda Osmanlı Devleti'nin Ermenilere karşı kıyıma başlamasıyla Nazaret ve bütün Ermeniler askere alınır. Burada jandarma tarafından ağır şartlar altında çalıştırılıp türlü işkencelere maruz kalan Ermeniler, sonunda öldürülmek üzere eşkıyaya teslim edilirler. Bu sırada Nazaret'in karşısına iyi kalpli Mehmet çıkar ve Nazaret'i kurtarıp, beraberinde asker kaçaklarının arasına karışırlar. Nazaret öldürülmekten kurtulmuştur ancak boğazındaki "kesik" sebebiyle sesini kaybetmiştir. Şimdi, dilsiz bir halde yoluna ailesini arayarak devam edecektir.

Nazaret'in ikiz kızlarını arama öyküsü neredeyse bütün OrtaDoğu'yu kat etmesine sebep olacaktır. Küba ve Amerika'ya kadar uzanan yolculukta Nazaret'in Tanrı'ya olan inancı, Türk- Ermeni ilişkisi, iyi insan- kötü insan kavramı filmin ana temalarını oluşturmuş olup, "Akın'ın derdi neydi de böyle bir film çekti?" sorusuna da çok güzel bir cevap niteliği taşıyor.

The Cut, Fatih Akın filmleri içinde Akın'ın film tarzına yakın olmayan bir film. Fatih Akın, Uğur Vardan ile yaptığı röportajda bu konuya değinmiş; "Bir dilim, bir stilim, bir tarzım olmasın, her seferinde daha farklı şeyler yapayım istiyorum." Röportajda Ermeni Soykırımı ile ilgili 4-5 sene çalışma yaptığını, sürekli okuyup araştırdığını da söyleyen Fatih Akın, vicdanı rahat, dürüst bir film çekmiş. Bunu filmi izlerken hissedebiliyorsunuz. Özellikle konu hakkında bilgisi olmayan veyahut Ermeni Soykırımı'na yanlı bakan Türk insanının filmden sonra üzerine düşünecek çok şeyi olacağına eminim. 

Filmi izlerken aklınıza Schindler's List ve Er Ryan'ı Kurtarmak filmleri geliyor. Bunun yanı sıra Fatih Akın'ın da deyimiyle, filmde bir Western havası hakim. Filmi bu açıdan iki kısma ayırmak mümkün. İlk yarısı sizi Osmanlı Dönemi'nde Ermenilere yapılan zulme tanıklık ettirirken ikinci yarısında Nazaret'in kızlarını aramak üzere yaptığı yolculuğa eşlik ettiriyor. Sinemada yolculuk kavramını en iyi yansıtan yönetmenlerimizden Fatih Akın, filmin ikinci yarısında bu ustalığını konuşturmuş.

Filmde çözülmesi gereken imgeler sıkça karşımıza çıkıyor. Benim en beğendiğim ve bence filmin asıl sahnesi diyebileceğim sahne, iki Ermeninin mercimekteki taşları ayıkladığı sahneydi. Derin bir anlam taşıyan bu sahne, usta yönetmen Fatih Akın tarafından "Türkiye'de Ermeni" kavramı, "mercimekteki taş" olarak imgeselleştirilmiş.

Filmde dikkat çeken bir diğer sahne ise, Nazaret'in "şeytan işi" denilen sinemayla buluşması. Ve sahnede Charlie Chaplin! O ana kadar yüzünde herhangi bir duygu ifadesi göremediğimiz Nazaret, Charlie Chaplin’i izlerken hem güler hem de kızlarını özlediğini hatırlayıp filmin benzer bir sahnesinde gözyaşlarına boğulur. Ne de olsa, "sinema hayatın kendisidir ve hayat bir sinema sahnesidir". 

Filmde sorgulanan bir diğer kavram ise, Tanrı inancı. Tanrı'ya inanan ve Hristiyanlıktan ölümü pahasına dönmeyen Nazaret, yaşadığı acılar ve kayıplar sonrasında Tanrı'ya olan inancını yitirme evresine giriyor. Bunu anlatan en güzel sahne ise, Nazaret'in isyan ve acıyla göğe taş atması. Yine bu konuda çarpıcı bir diğer örnek, Nazaret'in kollarında ölen baldızının "Tanrı'da merhamet kalmamış" cümlesini söyleyip can vermesi, akıllara kazınan bir diğer sahne olarak karşımıza çıkıyor.

Nazaret'in kızlarını arama yolculuğunda hiç yılmaması ve ne kadar düşerse düşsün hep onların hayaliyle ayağa kalkması, bizlere hem bir babanın evlat sevgisini anlatıp hem de bir Ermeni'nin direniş mücadelesine tanıklık ettiriyor.

The Cut, içe değen şarkılar etrafında geçen cesur ve dürüst bir öykü. İnancım ve düşüncem, Fatih Akın'ın bu filmi, ne olursa olsun her düştüğünde ayağa kalkabilen ve yoluna “amacı” uğruna devam edebilen herkes için çektiği yönünde.

Türkiye’de azınlık olarak yaşayan veya düşünceleriyle azınlık muamelesi gören bizlere de, Fatih Akın’ı teşekkür ve takdir etmek düşer...

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır