Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Charles Trenet (“La Mer”) 850 şarkıyı miras bırakmıştı

Hakan Sonok Yazıları

1) ”Cem Yılmaz’ın “Av Mevsimi”ndeki oyunculuğuna hayran kaldım. Bence “Av Mevsimi”nin sürprizi Cem Yılmaz’dır. Daha evvel niye böyle bir şeye heves etmedi denecek kadar iyi bir oyuncuyla karşılaştım. Ondan çok şey öğrendim,” Bu sözler kime ait?

A-Tunç Başaran

B-Yavuz Turgul

C-Barış Pirhasan

D-Atilla Dorsay

E-Cem Karaer

F-Sami Şekeroğlu

G-Selim İleri

H-Arzu Çevikalp

I-Sevin Okyay

J-Şener Şen

K-Murat Erşahin

L-Ali Murat Güven

M-Başar Sabuncu

2) “1975’te Şener Şen’le tanıştık ve yoldaşlığımız başladı.Ertem Eğilmez’in /Arzu Film’in kurduğu  grubun içinde Şener Şen’in gerçekten bizimle daha iyi kaynaşan, iç içe olan bir yanı vardı.O ortam içinde biz sinemayı birlikte öğrendik.Görebildiğim kadarıyla Şener Şen çok boyutlu bir insan. Konservatuarda okumamış, ki bence çok iyi yapmış! Orada birtakım kötü deneyimlerden geçmemiş, kötü edimler edinmemiş! Kuşkum eğitimin kendisiyle değil de, bu eğitimin verildiği yerlerle!...”

“Şener Şen’in çok iyi bir yanı da az sayıda film çekmek istemesidir. Çünkü çok sayıda film çektiği takdirde, bu konuda velut olmayan bir ortamda, kendi kendini tekrarlama şanssızlığına da düşebilirdi. Oyuncu olarak baktığımızda Şener Şen’de şunu görüyorum: Şener Şen Doğu’yla Batı’yı bir çizgiyle ayırdığınız takdirde daha Doğu’ya yakın bir görüntü çizmekte benim gözümde.”

“Şener Şen ile birbirimizde çok ortak şey bulduk.Birbirimizi tamamlayan çok yönümüz var.Benim titizlik dediğim, başkalarının huysuzluk olarak adlandırdığı tavrımın Şener Şen’e iyi gelmesi önemli.Oynadığı rollerden mutlu olması onun seçiminin temeli.O çok iyi bir oyuncu.Mütevazi, sakin, tüm şöhretini taşıyabilen bir adam.” Bu sözler kime ait?

A-Yavuz Turgul

B-Başar Sabuncu

C-Nesli Çölgeçen

D-Ömer Vargı

E-Kartal Tibet

3) Oyunculuk ve  senaryo yazarlığı da yapan ,şarkıcı, besteci, şarkı sözü yazarı,  “La Mer-Deniz” (1945 / 1946) adlı şarkısıyla küresel üne kavuşan, “Le Fou Chantant-Çılgın Şarkıcı” lakaplı Charles Trenet (1913-2001) 1950’de İstanbul’da konser vermişti…Şiir ve roman kitapları da bulunan Charles Trenet 850 kadar şarkıya imza atmıştı…”Finding Nemo-Kayıp Balık Nemo”, James Bond filmi “Skyfall”, “The Dreamers”, “Goodfellas-Sıkı Dostlar”, Le scaphandre et le papillon-Kelbek ve Dalgıç”  filmlerinde şarkıcının eserleri kullanılmıştı… Şarkıcının İstanbul Konseri’nin bugün varolmayan mekanı?

A-Beyoğlu Opera Sineması

B-Beyoğlu Emek Sineması

C-Elmadağ Şan Tiyatrosu

D-Beyoğlu Saray Sineması

E-1860 koltuk kapasiteli Beyoğlu Atlas

F-Pangaltı İnci Sineması

4) Sarah Bernhardt (1844-1923)  1899’da sahnede, 1900’de beyazperdede (”Le duel d'Hamlet-Hamlet, Duel Scene with Laertes”)“Kadın Hamlet” olmuştu…

Metin Erksan’ın yönettiği ve senaryosunu yazdığı “İntikam Meleği: Kadın Hamlet” adlı filmi  (baş rolde Fatma Girik vardı) dünyanın A+ film festivallerinden Moskova’da yarışma hakkını elde etmişti…

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda 1962-1965 arasında Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğindeki “Hamlet” oyununda bir kadın oyuncumuz hem Hamlet, hem Ophelia rollerini üstlenmişti…Kim?

A-Gülriz Sururi

B-Yıldız Kenter

C-Ayten Gökçer

D-Lale Oraloğlu

E-Ayla Algan

F-Lale Belkıs

5) Fransa Cumhurbaşkanlığından emekli olduğunda François Mitterand’ın (1916-1996) bankada 40 bin dolardan başka bir parası yoktu!

Vefat ettiğinde sıradan bir Fransız vatandaşından daha varlıklı olmadığı (hatta epey yoksul olduğu) anlaşılan ve geride kalan ailesinin evlerini satmak zorunda kaldığı Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle (1890-1970)  en son “Grace of Monaco” filminde  Andre Pevern tarafından canlandırılmıştı…

Fransa’nın Alman (Nazi)  işgali altında olduğu dönemde (1940-44) Amerikanın 32. Başkanı Franklin Delano Roosevelt’in geleceğin Fransa’sına lider olmaması için elinden gelen her şeyi yaptığı, her türlü çelmeyi taktığı  Charles de Gaulle (1890-1970) ve 1921’den bu yana evli olduğu eşi Yvonne Vendroux de Gaulle’ün (1900-79) Ekim 1968’de Galatasaray Lisesi’ndeki karşılamasında yaşandığı ileri sürülen dil sürçmesi ve diğer şehir efsaneleri hala güldürüyor, bundan sonra da güldürmeye devam edeceği anlaşılıyor.

Charles de Gaulle ve eşi, Haziran 1967’de 5. Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay ile eşi Atıfet Sunay’ı Paris’te ağırlamış, bir yıl sonra da bu ziyarete Türkiye’ye gelerek karşılık vermişti.

Charles de Gaulle ve eşi, Türkiye gezisi sırasında “Kıbrıs için bölünme şarttır,” tarzında siyasi demeçler de vermişti.

Can Dündar, “Birand; Bir Ömür, Ardına Bakmadan” adlı kitabında Mehmet Ali Birand’ın eşi Cemre Hanıma yazdığı 6 Kasım 1968 tarihli mektuba yer vermiş, mektuptan Birand’ı De Gaulle’un Türkiye gezisi gibi o günlerde yaşadığı olayların çok yorduğu anlaşılmıştı. O tarihte Birand Milliyet Gazetesi için çalışıyordu.

Charles de Gaulle ve eşi, Mekteb-i Sultani’nin kuruluşunun 100. Yıldönümünü kutlamak için Galatasaray Lisesi’ne gelmişti.

Charles de Gaulle’ün 1968’deki Galatasaray Lisesi’ni ziyaretinde yaşandığı ileri sürülen “dil sürçmesi olayı”nı değerli bir yazarımız bu satırların yazarına şöyle anlatmıştı:

“O  olay şudur:  ziyaret sırasında bir görevli “de Gaulle çiftini” karşılarken yanlışlıkla “Nous voudrions vous baiser- Sizi düzmek isterdik” diyor. Baiser fiilinden üretilmiş olan “baiser-öpücük” kelimesini yanlış kullanıp “sizi öpmek isterdik” demek isterken...Ama kullandığı biçimiyle, dediğim gibi, bu “sizi düzmek isterdik” anlamına geliyor. Ve de bayan de Gaulle bu sözlere, bu dil sürçmesine  “Tanrı kocamı korusun!” diye karşılık verir. Ama bunun bir şehir efsanesi olması ihtimali çok daha öndedir sanırım.”

Bu anekdotu bana anlatan değerli yazarımız?

A-Tuncan Okan

B-Semih Tuğrul

C-Selmi Andak

D-Kami Suveren

E-Hayri Caner

F-Rekin Teksoy

G-Halit Refiğ

H-Atilla Dorsay

I-Nezih Coş

J-Sevin Okyay

K-Sungu Çapan

6) 70 milimetre olarak çekilen ve 12 milyon dolar harcanan “The Great Race-Büyük Yarış” Temmuz 1965’te Moskova Film Festivali’nde gösterilmiş, Mart 1967’deyse  Türkiye sinemalarına ulaşmıştı…Kuzey Amerika hasılatı 25 milyon 333 bin dolar olan film Fransa’da 818 bin 961 seyirciye ulaştı…Tony Curtis ile Jack Lemmon’ın bu filmdeki ücretleri 125’er bin dolardı…Natalie Wood’un “The Great Race-Büyük Yarış”taki ücreti ne kadardı?

A-125 bin dolar

B-250 bin dolar

C-7 bin dolar

D-500 bin dolar

E-50 bin dolar

F-750 bin dolar

7) Bir başka 70 milimetre çekilen film olan “West Side Story-Batı Yakası Hikayesi” (1961) biri koreografı Jerome Robbins’e verilen özel OSCAR olmak üzere toplam 11 OSCAR elde etmişti…Natalie Wood bu filmden 250 bin dolar ücret almıştı…Altı milyon dolarlık yapım bütçesiyle ortaya çıkan filmin Kuzey Amerika hasılatı 43 milyon 656 bin dolar…Seyirci sayıları: Fransa’da 8 milyon 752 bin, Arjantin’de 429 bin kişi…Türkiye sinemalarına 25 Kasım 1964’te ulaşan film William Shakespeare’in “Romeo ve Juliette” (1595) adlı oyunundan esinlenmişti…Filmin baş rol oyuncularından  ikisinin Altın Küre ve OSCAR adaylığı elde edememesi büyük bir haksızlıktı…Hangileri?

A-Rita Moreno

B-Richard Beymer

C-Natalie Wood

D-George Charikis

8)Türkiye sinemalarına ilk gösteriminden sekiz yıl sonra Kasım 1964’te gelen ve Hazreti Musa’yı Charlton Heston’ın canlandırdığı  “The Ten Commandments-On Emir” (1956) için iki ayrı yapım bütçesi ilan edilmişti: 13 milyon 282 bin 712 ve  13 milyon 500 bin dolar…Film sadece Fransa’da 14 milyon 229 bin 563 seyirci buldu…Kuzey Amerika sinemalarında elde ettiği 65 milyon 500 bin dolarlık hasılatın bugünkü karşılığı?

A-1 milyar 63 milyon dolar                                    

B-755 milyon dolar

C-841 milyon dolar

D-528 milyon dolar

E-699 milyon dolar

9) Dünyadaki ilk gösterimi 1963’te yapılan “Irma la Douce-Sokak Kızı Irma” 14 Kasım 1966’da Türkiye sinemalarına ulaşmıştı…Fransa’da 1 milyon 807 bin seyirci toplayan film 5 milyon dolara maloldu ve Kuzey Amerika sinemalarında 25 milyon 246 bin dolarlık hasılat elde etti… Shirley MacLaine ve Jack Lemmon’a bu filmin karından yüzde yedibuçuk artı bir sabit ücret verilmişti…Sabit ücret ne kadardı?

A-500’er bin dolar

B-50’şer bin dolar

C-110’ar bin dolar

D-350’şer bin dolar

10) Ocak 1956’da Beyoğlu Lüks Sineması’nda bizzat yönetmeni ve senaryo yazarı André Cayatte (1909–1989) tarafından sunulan “Justice est faite- Justice Is Done-Hak Yerini Buldu” 1950’de Fransa’da 4 milyon 319 bin 752 seyirciye ulaşmıştı…Filmin ödülleri hangileri?

A-1950: Venedik Film Festivali Altın Aslan

B-1951: Berlin Film Festivali Altın Ayı

C-1953: İspanyol Film Eleştirmenleri: Yılın En İyi Yabancı Filmi

D-New York Film Eleştirmenleri: Yılın En İyi Yabancı Filmi

11) O güne kadar çevrilmiş en etkileyici felaket filmlerinden biri olan “Towering Inferno-Yangın Kulesi”ydi…

“Yangın Kulesi”nin yapım bütçesi 14 milyon 265 bin dolardı…

Baş roldeki Steve McQuenn “Yangın Kulesi”nden birbuçuk milyon dolar  ücret + hasılattan yüzde 10 pay aldı.

Bir diğer baş roldeki Paul Newman “Yangın Kulesi”nden bir milyon dolar  ücret + hasılattan yüzde 10 pay aldı.

Bir diğer baş roldeki William Holden “Yangın Kulesi”nden 750 bin dolar  ücret  aldı.

 “Yangın Kulesi”nin sadece Kuzey Amerika (ABD-Kanada) hasılatı 116 milyon dolardı; bu hasılatın bugünkü karşılığı: 498 milyon 370 bin dolar…Filmin Fransa’daki seyirci sayısı: 4 milyon 466 bin kişi…

Yangın önleyici güvenlik bütçesi kısılarak gökdelen maliyetlerinin düşürülmesinin (ihmallerin) nelere yol açabileceğini konu alan “Yangın Kulesi”nin senaryosu, Brezilya’nın Sao Paulo kentindeki  Andraus binasında 24 Şubat 1972’de ve yine Sao Paulo’daki  Joelma binasında 1 Şubat 1974’te çıkan iki yangının esin kaynağı olduğu  iki ayrı romandan ( “The Tower”; 1973; yazan: Richard Martin Stern  &  “The Glass Inferno”; 1974; yazanlar: Thomas N. Scortia ve Frank M. Robinson ) beyazperdeye uyarlanmıştı.

 “Yangın Kulesi” üç OSCAR (görüntü yönetmeni, kurgu ve özgün film şarkısı dallarında) ve iki Altın Küre ödülü kazanacaktı…

Altın Küre ödüllerinde “Yangın Kulesi”yle Fred Astaire yardımcı erkek oyuncu, Susan Flannery ise en çok umut veren yeni kadın oyuncu ödülünün sahibi oldu.

BAFTA (İngiliz Film Akademisi) ödüllerindeyse “Yangın Kulesi” özgün müzik ve yardımcı erkek oyuncu (Fred Astaire) dallarında ödüllendirildi.

“Yangın Kulesi”, yılın en iyi filmi, yardımcı erkek oyuncusu (Fred Astaire) , sanat yönetmeni, sesi ve özgün müziği dallarında da OSCAR adaylığı elde edecekti.

“Yangın Kulesi”, yardımcı kadın oyuncu (Jennifer Jones), senaryo ve şarkı dallarında da Altın Küre adayıydı.

“Yangın Kulesi”, BAFTA (İngiliz Film Akademisi) ödüllerindeyse görüntü yönetmeni ve sanat yönetmeni dallarında adaylığa ulaşmıştı.

Dünyadaki ilk gösterimi Aralık 1974’te yapılan “Towering Inferno-Yangın Kulesi” Türkiye sinemalarına ne zaman ulaşmıştı?

A-1976

B-1979

C-1983

D-1980

E-1981

12) “La Garçonnière-The Apartment-Garsoniyer” (1960) 23 Şubat 1961’de Türkiye sinemalarında gösterime sunulmuştu…Üç milyon dolara malolan ve Kuzey Amerika hasılatı 18 milyon 600 bin doları bulan  filmin oyuncuları Jack Lemmon ve Shirley MacLaine’in ücreti ne kadardı?

A-175’şer bin dolar

B-500’er bin dolar

C-200’er bin dolar

D-85’er bin dolar

E-350’şer bin dolar

F-750’şer bin dolar

13)  “Some Like It Hot-Bazıları Sıcak Sever” (1959) 30 Aralık 1959’da Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanmıştı…Fransa’da 4 milyon 200 bin seyirci, Kuzey Amerika’da 25 milyon dolar hasılat elde eden film 2 milyon 883 bin 848 dolarla ortaya çıktı…Jack Lemmon 100 bin dolar ücret aldı…Marilyn Monroe “Some Like It Hot-Bazıları Sıcak Sever”in hasılatından aldığı yüzde 10 ile 4 milyon dolardan fazla kazandığı gibi bu filmden sabit bir ücret de almıştı…Marilyn Monroe’nun  “Some Like It Hot-Bazıları Sıcak Sever”deki sabit ücreti ne kadardı?

A-500 bin dolar

B-100 bin dolar

C-350 bin dolar

D-750 bin dolar

E-250 bin dolar

F-300 bin dolar

14)  Değerli bir yönetmenimiz Yılmaz Güney’i kendi cephesinden aşağıdaki sözlerle anlatmıştı…Bu açıklama  kime ait?

“ Türk sinemasında hem oyuncu, hem siyasetçi, hem fikir adamı kişiliği Yılmaz Güney’le başlar…Yılmaz Güney yetenekli ve yaratıcı bir insandı.

 Yılmaz Güney’in 50’li ve 60’lı yıllardaki filmlerine yurt dışından bir talep olmadı.O filmlere dünyada ilgi gösterilmedi.Yılmaz Güney yurt dışından ilgi görmeyen o filmleriyle yurt içinde kendi seyircisini oluşturdu.

 “Alageyik” ve “Karacaoğlan’ın Karasevdası”nda çalışırken Yılmaz Güney’in Kürt olduğunu bilmiyordum.”Sürü”ye kadar Yılmaz Güney’in filmlerinde Kürt meselesine dair doğrudan bir şeye rastladığımı hatırlamıyorum.Ben Kürt konusuyla Yılmaz Güney’in doğrudan ilgisini “Sürü” filmi dolayısıyla gördüm.Tabii bu Kürt meselesi benim açımdan dışarıdan tezgahlanan bir meseleydi.Yani uluslararası bir meseleydi. “Yol” filmi izne çıkan mahkumların karşılaştıkları manzarayı anlatıyordu, hapishane dışındaki Türkiye’yi hapishane içindeki  Türkiye’den daha büyük bir hapishane olarak göstererek. Türkiye’de Ulusal Sinema fikrine sahip çıkanlara indirilen en büyük darbe ve verilen en büyük ceza benim filmim “Yorgun Savaşçı”nın yakılmasıdır.Ulusalcı düşüncelerin tam karşıtı olan “Yol”un Cannes’da ödüllendirilmesi de çok dikkat çekicidir.

1957’de yönetmen Atıf Yılmaz’a ”Yaşamak Hakkımdır”da  yönetmen yardımcılığı yaptım ve Atıf Yılmaz ile senaryo yazımına  katıldım.”Yaşamak Hakkımdır”, Fritz Lang’ın yönettiği  “You Only  Live Once” adlı filmin bir uyarlamasıydı.  Bu filmden sonra Almanya’ya gittim.Dönüşümde Atıf Yılmaz ustamı ziyaret ettim.Oturma odasında daktilonun başında genç bir adam vardı. Atıf Yılmaz tanıştırdı, “Bu arkadaş Yılmaz Güney” dedi.1958 yaz aylarıydı. ”Bu Vatanın Çocukları”nın hazırlıkları içindeydiler. Benim Almanya’da olduğum sürede Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney’le çalışmış; yeni bir kabiliyetli genç bulmanın mutluluğu içindeydi.Sarıyer’deki Atıf Yılmaz’ın yanından  Yılmaz Güney ile birlikte ayrıldık.Bana yolda “Sende Sergei Eisenstein kitapları varmış, onları okumak istiyorum” dedi.Kitapların Türkçe olmadığını İngilizce olduğunu söyledim.Yılmaz Güney de İngilizce bilmediğini söyledi ve “Ama yine de sen kitapları bana ver, İngilizce bilmesem de ben anlarım! ” dedi.

Yönetmen Atıf Yılmaz’ın Yaşar Kemal uyarlaması “Alageyik” Yılmaz Güney’in oyuncu olarak ikinci, ama başrol oynadığı ilk filmdi. ”Alageyik” alelacele yapımına girişilmiş bir filmdi. Yaşar Kemal’in senaryosundan kaba hatlarıyla olay hattı ortaya çıkartılmıştı.Sahne sıralaması da kaba hatlarıyla hazırlanmıştı.Ben de Atıf Yılmaz’ın yönetmen yardımcısıydım, senaryoyu da Atıf Yılmaz ve Yılmaz Güney’le birlikte yazmıştık.Güney aynı zamanda “Alageyik”in ikinci yönetmen yardımcısıydı.Yaşar Kemal, Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney ve ben birkaç gün bir araya gelip sahne sıralaması yaptık.Bu film için elde tamamlanmış bir senaryo olmadan çekime çıkıldı. Diyalogları olmayan bir senaryoyla Antalya’ya gittik. Diyalogların bir kısmı sette yazılmaktaydı. ”Alageyik”i çektiğimiz yer bugün Antalya’nın en turistik semti haline gelmiş bulunuyor.Benim “Alageyik” setinde Türk sinemasındaki çekim şartları hakkında öğrendiklerim, “Yaşamak Hakkımdır”dan kat be kat fazla oldu.”Alageyik” Türk sinemasında bile çok sık rastlanmayan şartlarda yapılan bir filmdi.O filmde Atıf Yılmaz’ın işin pratiğini götürmedeki olağanüstü  yatkınlığını gördüm.İnanıyorum ki, o şartlarda Atıf Yılmaz’dan başka kimse eli yüzü düzgün bir film yapamazdı.Yılmaz Güney’li  siyah beyaz “Alageyik” sinema seyircilerinden müthiş ilgi gördü.Oysa “Alageyik”in Cüneyt Arkın ve Mine Mutlu’lu on yıl sonraki renkli çevrimi sinema seyircilerinden fazla ilgi görmeyecekti.

Yılmaz Güney’le bir diğer ortak çalışmamız “Karacaoğlan’ın Kara Sevdası”dır.Bu filmde de ben Atıf Yılmaz’ın yönetmen yardımcısıydım, Güney  yönetmenin ikinci yardımcısıydı.Yaşar Kemal’in eserinin uyarlama senaryosunda Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney ve benim imzam vardı.Ruhi Su’da filmin türkülerini seslendirmişti. Film belki de içerisinde yeterince macera unsuru olmadığından ya da başroldeki Devlet Tiyatrosu oyuncusu Nuri Altınok halk tarafından benimsenmediğinden tam bir gişe felaketi yaşadı.

1979’da Yılmaz Güney beni İzmit Cezaevi’ne davet etmişti. Cezaevine gittiğimde burada Yılmaz Güney’in büro gibi kullandığı özel odası vardı, misafirlerini orada kabul ediyordu.Yılmaz Güney, ”Yol”un iş kopyaları basılırken de hapishanede olması gerekirken Balmumcu’daki Mimar Sinan Üniversitesi Sinema TV Merkezi’nde çalışıyordu.Yılmaz Güney’in o dönemde TRT’yle bir sorunu vardı, benim ise “Yorgun Savaşçı” henüz yakılmadığından  TRT’yle aram henüz  bozulmamıştı.Yılmaz Güney, hem bu sorunu için yardım istedi, hem de filmlerini emanet ettiği, itimat ettiği, güvendiği arkadaşlarından alacaklarını tahsil edemediğinden yakındı.İlişkilerimi kullanarak Güney’in bazı filmlerinin TRT’de gösterilmesini  sağladım ve Yılmaz Güney’de bu satışlardan para kazanmış oldu.”

A-Ertem Göreç

B-Halit Refiğ

C-Duygu Sağıroğlu

D-Safa Önal

E-Halit Refiğ

Cevap Anahtarı
1-J
2-A
3-D
4-E
5-H
6-C
7-B & C
8-A
9-D
10-Hepsi
11-D
12-A
13-F
14-E

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır