Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Anthony Quinn’den sonra Uğur Yücel’den “Zorba the Greek”

Hakan Sonok Yazıları

1) 1944’te Ülker Grubu’nu ağabeyi Asım Ülker’le birlikte kuran Sabri Ülker 1920’de Kırım’da doğmuş ve  Sovyetler Birliği’ndeki baskı, terör, kitle katliamları ortamından dolayı 1929’da ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etmek zorunda kalmıştı…

Bolu Aladağlar ile Afyonkarahisar’da çekilen “Kırımlı” filmiyse bir Kırım’lı Tatarın İkinci Dünya Savaşı maceralarını konu alıyor.Kırımlı Tatar romancı ve şair Cengiz Dağcı (1920-2011)  1941’de Sovyetler Birliği ordusu askeriyken Ukrayna Cephesi’nde Almanlara esir düşmüştü…Esaretten kurtulduktan sonra 1946’da İngiltere’ye yerleşen Cengiz Dağcı ilk romanı “Korkunç Yıllar”da yaşadığı deneyimleri kurgulamıştı… Bu romanda esir alınan Kırımlıların bir araya getirilerek Almanya saflarında Sovyet Ordusu’na karşı cepheye sürülmeleri de konu edilmişti…”Korkunç Yıllar”ın romanının ilk kez okura sunulmasıyla filmin seyirci önüne çıkması arasında geçen süre?

A-60 yıl

B-58 yıl

C-51 yıl

D-48 yıl

2) “Ukrayna ne zaman Avrupa Birliği’ne girecek? Cevap: Türkiye’den sonra girecek…Türkiye ne zaman Avrupa Birliği üyesi olacak? Hiçbir zaman!”

Bu sözler kime aitti?

A-Boris Yeltsin

B-Mihail Gorbaçov

C-Dimitri Medvedev

D-Vladimir Putin

E-Leonid Brejnev

F-Viktor Çernomidrin

G-Nikita Krusçev

3) Türkiye’de sinema seyircilerine en çok gözyaşı döktüren filmler denilince Hint filmi “Awaara” (Türkiye’de Şubat 1955’te “Avare” adıyla gösterildi) hemen akla gelir…“Avare” (1951) Sovyetler Birliği sinemalarında kimi kaynaklara göre 40 milyon, kimi kaynaklara göre 63 milyon seyirci toplamıştı…Bu filmin 1964’teki Türk çevriminde (“Avare”; yönetmen: Semih Evin) baş rollerde Sadri Alışık ile Ajda Pekkan vardı…Avare için çok değerli bir yönetmenimiz şöyle demişti: “Avare, büyülü bir filmdi; onun gibi bin tane film gelmesine rağmen hiçbiri “Avare” gibi olamadı…”

 Bu sözler kime ait?

A-Metin Erksan

B-Yılmaz Güney

C-Atıf Yılmaz

D-Halit Refiğ

E-Memduh Ün

F-Yavuz Turgul

G-Bilge Olgaç

H-Yusuf Kurçenli

I-Ersin Pertan

4) Yazarın Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde “90’lı Yılların Serüveni” başlıklı yazısında çok çarpıcı bilgiler yer aldı:

“1970 yılında bir CEO sıradan bir çalışanın 40 katı maaş alırken, 2000 yılında 500 katı almaya başlamıştı.1988’de 40 milyon dolarla ABD’de en yüksek primini alan Walt Disney’in CEO’su Michael Eisner, 1998’de 575 milyon dolar prim aldı.Bu prim, 10 bin iyi kalitede öğretmen maaşına eşitti.İşin ilginci, şirket sahipleri de durumdan memnundu.”

Bu değerlendirme kime aitti?

A-Güngör Uras

B-Kadri Gürsel

C-Hasan Pulur

D-Çetin Altan

E-Yaman Törüner

F-Nil Kural

G-Filiz Aygündüz

H-Sina Koloğlu

5) Yaklaşık 45 dakikalık bir savaş sahnesiyle veda etmeye hazırlanan “The Hobbit: The Battle of the Five Armies-Hobbit 3”ün (Yönetmen: Peter Jackson; yapım bütçesi: 250 milyon dolar) yaklaşık bir milyar dolarlık dünya sinema hasılatı elde etmesi bekleniyor…Filmin dayandığı roman ilk kez hangi yıl okurlara sunulmuştu?

A-1937

B-1941

C-1965

D-1914

E-1870

F-1989

6) 2014’te bir milyondan fazla seyirci toplayan 9 ve toplayacağı kesinleşen 2 yerli film var…Bunlardan beşi Beşiktaş Kültür Merkezi yapımı…Bu beş film aşağıdakilerden hangileri?

A-Recep İvedik 4

B-Eyyvah Eyvah 3

C-Düğün Dernek

D-Pek Yakında

E-Unutursam Fısılda

G-Birleşen Gönüller

H-İncir Reçeli 2

I-Deliha

J-Patron Mutlu Son İstiyor

K-Çakallarla Dans 3: Sıfır Sıkıntı

L-Hadi İnşallah

7) Yapımcı Şükrü Avşar ile yapımcı ve senaryo yazarı Gani Müjde Türkiye sinemalarında  2 milyon 472 bin seyirci toplayan bir filmin devamını yapmak için güçlerini birleştirdi…Hangi filmin?

A-Aşk Tesadüfleri Sever

B-Babam ve Oğlum

C-Organize İşler

D-Evim Sensin

E-Kahpe Bizans

F-Güneşi Gördüm

8) Anadolu’ya çıkan Yunan işgal ordusunun buradan sökülüp atılmasında (26-31 Mart 1921’deki 2. İnönü Savaşı’nda) büyük yararlılıklar gösteren Vecihi Hürkuş (doğumu: 1895 ya da 1896- vefatı: 1969)  ve  Dersim’deki isyanın (1937-1938)  bastırılmasına katılan Sabiha Gökçen (doğumu: 1913 - vefatı: 2001) gibi Türk savaş pilotlarının öncüleri “Son Mektup” filmine konu oldu…

Fuat Uzkınay’ın kısa belgeseli “Çanakkale Muharebeleri” (1916), Turgut Demirağ ve Nusret Eraslan’ın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her türlü desteğini alarak gerçekleştirdikleri “Çanakkale Aslanları” (1964), Yeşim Sezgin’in “Çanakkale 1915” (2012; 918 bin seyirci),  Sinan Çetin’in “Çanakkale Çocukları” (2012; 200 bin seyirci) ve Serdar Akar ile Kemal Uzun’un “Çanakkale: Yolun Sonu”ndan (2013; 670 bin seyirci) sonraki Çanakkale Savaşı filmi “Son Mektup”u Özhan Eren yönetti…

AKP’nin 2011 genel seçim kampanyasında kullandığı “Aynı” adlı şarkının yaratıcısı da olan Özhan Eren, “120” (2008; 1 milyon 42 bin seyirci) adlı sinema filmini Murat Saraçoğlu ile birlikte yönetmişti ve bu filmin senaryo yazarıydı...3 milyon dolar harcandığı açıklanan ”120” Kültür Bakanlığı’ndan 400 bin lira destek almıştı…

Çanakkale Savaşları’nın 100. yıldönümüne yetiştirilecek ve 18 Mart 2015’te Pinema Filmcilik dağıtımıyla  gösterime sunulacak olan “Son Mektup”a Kültür Bakanlığı 1 milyon 750 bin liralık destek sağladı…

Birinci Dünya Savaşı döneminin dört uçağının aslına uygun olarak imal edildiği ve çekimlerinde kullanıldığı “Son Mektup”, Çanakkale Savaşları’nın hava muharebelerini ve Osmanlı pilotlarının serüvenlerini konu alıyor…

“Son Mektup” için yapımcısı tarafından duyurulan / ilan edilen iddialı yapım bütçesi ne kadar?

A-12 milyon lira

B-15 milyon lira

C-20 milyon lira

D-17 milyon lira

E-25 milyon lira

9) Nuri Bilge Ceylan ile “Kış Uykusu”, “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Üç Maymun”, “İklimler”, Çağan Irmak ile “Issız Adam”, “Karanlıktakiler”, “Prensesin Uykusu”, “Dedemin İnsanları”, “Tamam mıyız?”, “Unutursam Fısılda”, Taylan Kardeşlerle “Vavien”, Yılmaz Erdoğan ile “Kelebeğin Rüyası” ve Kerem Deren ile “Bi Küçük Eylül Meselesi” filmlerinde çalışan değerli görüntü yönetmeni insan yerleşiminin olmadığı, dağlık bir bölgeyi çekim mekanı seçen “Kış Uykusu”nda belli belirsiz bir ayışığını gece efektiyle elde ettiklerini ve Nuri Bilge Ceylan ile çalışmanın bir okul niteliği taşıdığını söyledi…Kim?

A-Gökhan Tiryaki

B-Feza Çaldıran

C-Veli Kuzlu

D-Ercan Özkan

E-Vedat Özdemir

10) Bu yıl “Birdman” (yönetmen: Alejandro González Iñárritu) yedi dalda Altın Küre adayı oldu…

“Boyhood” (yönetmen: Richard Linklater) ve “The Imitation Game-Yapay Oyun” (yönetmen: Morten Tyldum) beşer Altın Küre adaylığı elde etti…

“The Grand Budapest Hotel-Büyük Budapeşte Oteli” (yönetmen: Wes Anderson), “Theory of Everything-Her Şeyin Teorisi” (yönetmen: James Marsh) ile “Selma” (yönetmen: Ava DuVernay) dörder dalda Altın Küre adayı…

“Foxcatcher” (yönetmen:  Bennett Miller) ile “Into the Woods” (yönetmen:  Rob Marshall) ise üçer dalda Altın Küre adaylığına ulaştı…

Yılın en iddialı filmlerinden “Interstellar-Yıldızlararası” sadece özgün müzik dalında Altın Küre adayı olabildi…Altın Küre’lerde tek bir adaylık bile kazanamayan diğer iddialı filmler hangileri?

A-Unbroken / Yönetmen: Angelina Jolie

B-American Sniper / Yönetmen: Clint Eastwood

C-Exodus: Gods and Kings / Yönetmen: Ridley Scott

D-Effie Gray / Yönetmen: Richard Laxton

E-Kış Uykusu-Winter Sleep / Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

F- Magic in the Moonlight / Yönetmen:  Woody Allen

G-The Hobbit: The Battle of the Five Armies / Yönetmen: Peter Jackson

H-The Water Diviner –Son Umut / Yönetmen: Russell Crowe

I-Mr. Turner / Yönetmen: Mike Leigh

J-Jimmy’s Hall / Yönetmen: Ken Loach

K- Goodbye To Language-Adieu au langage / Yönetmen: Jean Luc Godard

L-Two Days, One Night- Deux jours, une nuit-İki Gün, Bir Gece / Yönetmen: Luc ve Jean-Pierre Dardenne Kardeşler

M-The Captive / Yönetmen: Atom Egoyan

N-The Homesman / Yönetmen: Tommy Lee Jones

O-The Search / Yönetmen: Michel Hazanavicius

P-The Monuments Men  / Yönetmen: George Clooney

Q-Futatsume No Mado / Yönetmen:  Naomi Kawase

R-Clouds of Sils Maria / Yönetmen:  Olivier Assayas

S-Saint Laurent / Yönetmen: Bertrand Bonello

T-Yves Saint Laurent / Yönetmen: Jalil Lespert

U-Wild Tales-Relatos salvajes / Yönetmen:  Damian Szifron

V-Le meraviglie- Quando nascesti te /  Yönetmen: Alice Rohrwacher

W-Mommy / Yönetmen: Xavier Dolan 

X-Timbuktu / Yönetmen:  Abderrahmane Sissako

11) Rus şair Vladimir Mayakovski’nin (1893-1930) “Voyna Obyavlena-Savaş İlan Edildi!” adlı şiirinin el yazması geçtiğimiz günlerde satıldı…20 Temmuz 1914 Pazartesi tarihinde Mayakovski bu şiirini General Mikhail Dmitriyevich Skobelev (1843-1882) heykelinin yanında halka okumuştu…Şiirin el yazması ne kadara alıcı buldu?

A-125 bin dolar

B-81 bin dolar

C-43 bin dolar

D-55 bin dolar

12) Aziz Nesin’in (1915-1995) “Zübük” adlı romanı (1960-1961) Kartal Tibet’in yönettiği, Atıf Yılmaz’ın senaryosunu yazdığı, Türker İnanoğlu’nun yapımcısı olduğu,  Kemal Sunal, Nevra Serezli, Bülent Kayabaş’ın baş rollerini paylaştığı aynı adlı filme (1980) konu olmuştu…TiyatroKare Nedim Saban’ın yönettiği “Zübük” adlı oyunda “Hokkabaz” filmiyle “Yalan Dünya” dizisinin oyuncularından biri baş rolde olacak…Kim?

A-Mazhar Alanson

B-Tuna Orhan

C-Altan Erkekli

D-Beyazıt Öztürk

E-Olgun Şimşek

13) “Zorba le Grec-Zorba the Greek-Alexis Zorbas” (yönetmen: Michael Cacoyannis; 1922-2011)  adlı film (1964; yapım maliyeti: 783 bin dolar) Fransa’da 2 milyon 18 bin, İsveç’te 930 bin seyirci toplamıştı…

”The Last Temptation of Christ-Günaha Son Çağrı” (1953) romanının da yazarı olan Nikos Kazancakis’in (1883-1957) ilk kez okurlarla 1946’da buluşan romanı “Zorba le Grec-Zorba the Greek-Alexis Zorbas”,  “Cabaret” (1966), “Chicago” (1976), “The Act” (1978) , “Kiss of the Spider Woman” (1992) , “Fosse” (1999) gibi Broadway müzikallerinin bestecisi John Kander (1927 doğumlu) tarafından sahne müzikaline de (1968) uyarlanmıştı…

Yönetmen: Michael Cacoyannis “Zorba le Grec-Zorba the Greek-Alexis Zorbas”yla David di Donatello Ödülü’ne layık bulunmuştu…

Altı yıl gecikmeyle 14 Ekim 1970’te Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanan  “Zorba le Grec-Zorba the Greek-Alexis Zorbas” yakında Uğur Yücel tarafından tiyatro sahnesine taşınacak…Uğur Yücel “Zorba le Grec-Zorba the Greek-Alexis Zorbas”yla 26 yıl sonra tiyatroya dönüyor…

Yedi dalda OSCAR adaylığı elde eden ve  siyah beyaz çekilen “Zorba le Grec-Zorba the Greek-Alexis Zorbas” filminin kazandığı OSCAR ödülleri hangileri?

A-Yılın en iyi filmi

B-Yılın en iyi yönetmeni

C-Yılın en iyi erkek oyuncusu: Anthony Quinn

D-Yılın en iyi senaryo uyarlaması

E-Yılın en iyi yardımcı kadın oyuncusu: Lila Kedrova

F-Yılın en iyi görüntü yönetmeni: Walter Lassally

G-Yılın en iyi sanat yönetmeni

14) “Who's Afraid of Virginia Woolf?” (1966; yönetmen: Mike Nichols) yedi ila yedibuçuk milyon dolara malolmuştu…Sadece Kuzey Amerika sinema hasılatı 33 milyon 736 bin doları buldu…

Filmin baş rol oyuncuları Elizabeth Taylor ile Richard Burton 1964-1974 arasında birbirleriyle evliydi…Fransa’da 811 bin seyirci bulan “Who's Afraid of Virginia Woolf?”dan Elizabeth Taylor 1 milyon 100 bin dolar ücret artı hasılattan yüzde on alırken Richard Burton 750 bin dolar artı hasılattan pay elde etmişti…

Amerikalı yazar Edward Albee’nin “Who's Afraid of Virginia Woolf?” adlı oyunu 1960’larda Yıldız Kenter’in yönettiği, Yıldız Kenter ile Müşfik Kenter’in oynadığı , 1980’lerde Cüneyt Gökçer’in yönettiği Ayten Gökçer ile Çetin Tekindor’un oynadığı, günümüzdeyse Hira Tekindor’un yönettiği Zerrin Tekindor, Şükrü Özyıldız, Nilperi Şahinkaya ve Tardu Flordun’un oynadığı sahnelemelere konu olmuştu…

Siyah beyaz çekilen ve  30 Ocak 1967’de Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanan “Who's Afraid of Virginia Woolf?” filminin elde ettiği OSCAR ödülleri hangileri?

A-Yılın en iyi kadın oyuncusu: Elizabeth Taylor

B-Yılın en iyi yardımcı kadın oyuncusu: Sandy Dennis

C-Yılın en iyi görüntü yönetmeni: Haskell Wexler

D-Yılın en iyi sanat yönetmeni

E-Yılın en iyi giysi tasarımı

15) Tunç Başaran’ın “Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde”siyle (1971) ilgili aşağıdaki değerlendirme kime ait?

A-Atilla Dorsay

B-Charles Daniel Sabatos

C-Fatih Özgüven

D-Rekin Teksoy

E-Murathan Mungan

F-Sevin Okyay

“L. Frank Baum’un ilk kez 1900 yılında yayınlanan çocuk klasiği “The Wonderful Wizard of Oz”, kısa sürede başarıya ulaştı ve yüz on yıl boyunca sahne, sinema, radyo, televizyon ve internet olmak üzere her türlü eğlence formatında kalıcı popülariteye ulaştı. Küçük Dorothy’nin maceraları, Baum ve diğer yazarlar tarafından kaleme alınan devam kitaplarına esin kaynağı oldu. Hatta Büyücü zaman içerisinde ütopik Oz ülkesine geri döndürüldü. Kitap serilerinin “resmi” yayını 1960 yılında 40. kitapta sona erdi ama aralarında bu eleştiri yazısının yazarının da yer aldığı çok sayıda yazar, sonraki yıllarda Oz’dan esinlendikleri kendi öykülerini yayınlamaya devam ettiler.

“The Wizard of Oz” ayrıca çok sayıda film uyarlamasına da esin kaynağı oldu. MGM (Metro Goldwyn Mayer) tarafından 1939’da çekilen ve başrolünde Judy Garland’ın oynadığı film, şöhret açısından orijinalini bile geride bırakırken hikayenin popülaritesinin sürmesinde önemli rol oynadı. Kaynağını “Oz” fenomeninden alan en ilginç filmlerden birisi, Türk yönetmen Tunç Başaran’ın “Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde” adlı filmidir. Oz’un ABD dışında çekilen az sayıdaki film uyarlamalarından biri olan bu versiyon, Baum’un hikayesinin naif çekiciliğini diğerlerinden, hatta MGM’inkinden bile daha iyi yakalamıştır. Judy Garland’ın oynadığı versiyonun Amerika’da bir tatil günü televizyon klasiği olması gibi Türkiye’de klasik olan bu film, Amerika’daki  fanatik “Oz” hayranları arasında bile az bilinir. Yakından incelendiğinde bir Amerikan kültürel ikonunun Türklere özgü bakış açısıyla büyüleyici bir birleşimi gibidir.

(…) “Ayşecik” için Dorothy’nin yeni versiyonu olduğu söylenemez. O dönemde Türkiye’nin en ünlü çocuk starı olan Zeynep Değirmencioğlu’nun beyazperde kimliğini yansıtır. 1930’ların bir başka Amerikan fantezi filmi “Pamuk Prenses”in live action (animasyon olmayan) yapımında da başrol oynamış olan Zeynep Değirmencioğlu’na “Oz”a yaptığı yolculukta yedi cüce adam eşlik eder. Bunlar yolculuk boyunca sihirli şekilde bir görünüp bir kaybolurlar. Küçük siyah köpeğinin adı bu versiyonda “Boncuk”tur. Zeynep Değirmencioğlu, Amerikan filmlerinin Dorothy’leri arasında en çok 1985 Disney yapımı “Return to Oz”dan Fairuza Balk’ı çağrıştırır. Ayşecik’in diğer üç arkadaşı ise hikayenin her versiyonundaki yer alan Korkuluk, Teneke Adam ve Aptal Aslan gibi tanıdık simalardır. Bunlar temelde MGM filmindeki benzerlerini çağrıştırırlar. Bu filmdeki Korkuluk, Ayşeçik tarafından tarlada terk edilmiş halde bulunduğu günleri hatırlarcasına bazen sol dirseğini kaldırıp kolunu asılı tutuyor olsa da Ray Bolger’ınki kadar esnek yapıda değildir. Teneke Adam’ın kostümlerinden muhtemelen dublajla yapılan çıtırtı sesleri çıkar. Bazen filmin soundtrack’ine ağır bastığı görülür. Aslan’ın en çok bilinen hareketi ise dudaklarını iki yana doğru kıpırdatma hareketidir. (İngilizce “lion” sözcüğünün Türkçe’deki karşılığı “aslan” olduğu için bu filmde “aslan” adı kullanılır. Bu yönüyle Batılı izleyicilere ünlü fantezi dizisi “Narnia”daki “Aslan” karakterini hatırlatabilir.)

Ayşecik’in maceralarında İyi Cadı, Kötü Cadı ve Büyücü karakterlerinin hepsi vardır. İyi Cadı biraz da olsa ortaçağ hanımefendileri gibiyken Kötü Cadı kamburdur. Yüzüne kalın bir makyaj yapılmıştır. Parlak turuncu rengi kıvırcık saçları siyah şapkasının altından görünür. Büyücü’nün ilk ortaya çıkışı ise, MGM’in dev kafa ve ateş topu görünümüne kıyasla fazla etkileyici değildir. Ayşecik ve arkadaşlarının karşısına önce oldukça ümitsiz ve perişan görünümlü bir kurukafa çıkar. Türk hamamının iç kısmına benzeyen ıssız bir odadaki meşalenin küçük aleviyle aydınlanır. Büyücü’nün kendisi ortaya çıktığında onun MGM versiyonunda bu karakterin portresini çizen Frank Morgan’ın sirk şovmeni benzeri kıyafetini giymediğini görürüz. Sivri şapkası, bol pelerini ve havada asılı gibi duran uzun beyaz bıyıklarıyla “gerçek” bir büyücüye benzer.

“Sihirli Cüceler”in bazı bölümleri, özellikle de Aslan’ın insan/aslan kostümü MGM filminden alınmış gibi görünmekle beraber, birçok unsur orijinal kitaptan alınmıştır. Örneğin Ayşecik karakteri rugan ayakkabı değil, gümüş ayakkabı giyer. Gelişinde onu karşılayan İyi Cadı, sonraki maceraları boyunca Ayşecik’i koruyacak büyülü öpücüğü verir. Kötü Cadı’nın kalesine yaklaşırlarken grubun “ölümlü” iki üyesi olan Ayşecik ile Aslan’ın Teneke Adam tarafından korunduğunu görürüz. Bunu, Korkuluk’un samanlarını onların üzerine saçarak yapar. Kötü Cadı’nın askerlerinin Korkuluk ile Teneke Adam’ı imha etmesinden sonra Ayşecik ile Aslan ele geçirilir ve kaleye getirilir. Kitapta olduğu gibi Ayşecik’i kalede gezdiren Cadı, onun gümüş ayakkabılarının tekini alır. Bu sahnede küçük bir farklılık vardır. Ayşecik’in duyduğu büyülü bir ses, ona cadının üzerine bir kova su boşaltmasını söyler. Böylece Margaret Hamilton’un oynadığı sahnedekine benzer şekilde cadı aniden erimeye başlar.

“Büyülü Cüceler” diğer açılardan Baum’un çektiği iki Oz filmine yakın düşer. Tunç Başaran’ın filmi, sesli ve renkli olmasına rağmen özellikle eğlenceli anlarında Baum’un sessiz versiyonlarını çarpıcı şekilde çağrıştırır. Müzikal bölümler vardır ama bu sahnelerde titiz koreografi yerine karakterlerin çay eşliğinde şarkı söyleyip dans ederlerken gösterildiğine tanık oluruz. Judy Garland’ın rüyası, olay oluşturma tekniğiyle hemen zirve noktasına ve hızlı çözüme ulaşırken, Ayşecik’in macerası açıkça birkaç güne yayılır. Ormanda ağır adımlarla yürüyen karakterler önce bir ağacın saldırısına uğrar; sonra “Bebekler Ülkesi”ndeki bir duvara tırmanırlar. Ertesi gün robota benzeyen ve canlı oyuncak bebeğe dönüşmüş olan iki küçük kız tarafından uyandırılırlar. Ayşecik ve arkadaşları, bebeklerle uzun ve eğlenceli bir dans yaparlar. (Filmin tamamen orijinal parçasını oluşturan bu bölüm, orijinal kitabın sonunda yer alan ve bazen etkisiz olmakla eleştirilen Çin Ülkesi bölümünü çağrıştırır). Kahramanlarımız, maceranın bir sonraki adımında büyülü cücelerle karşılaşır ve onlarla piknik yaparlar. Ardından yine dans sahnesi gelir.

Yolcularımız sonunda Büyücü’nün şehrine ulaşır ve doğruca saraya varırlar. Karşılarına engel olarak şişman ve sebepli sebepsiz gülen bir bekçi çıkar. Ancak bu sahnede gerilim inşa etmek yerine büyülü cücelerin eğlenceli oyunlarına yer verilir. Cüceler, zaman zaman ortaya çıkarak bekçinin kaba etlerine sapanla taş attıktan sonra ortadan kaybolurlar. Sonra kıkırdayarak yeniden ortaya çıktıklarını; oyunlarını tekrarladıklarını görürüz. Yeniden kaybolup yeniden ortaya çıkarlar. Cücelerin sergilediği yaramazlıklar, en yaşlı cücenin sert ve katı müdahalesiyle son bulur.

Büyücü’nün balonu Ayşecik olmadan uzaklara uçtuktan sonra (“There’ll Be a Hard Time in the Old Town Tonight” adlı eski blues şarkısından birkaç nağme eşliğinde yeterince eğlenceli hale gelen ve soundtrack’e eşlik eden bir andır) birkaç gün daha geçmesi ve yeni bir yolculuk yapılması gerekir. Ayşecik’in evine dönme isteğinin sonunda gerçeğe dönüşmesi öncesinde çılgın mağara sakinleriyle karşılaşırlar. Bu farklılıklar daha az gerilimli, belki daha az dramatik duygular yaratır ki, Baum’un ılımlı ve dolambaçlı maceralarının ruhuna daha fazla sadıktır.

Tunç Başaran’ın filminin, Baum filmleriyle bir başka benzerliği de filmin doğal dış mekanlarda çekilmesidir. Türkiye’nin gerçek kale ve harabeler konusundaki zenginliğinin getirdiği avantajdan yararlanılmıştır. Büyücünün sarayı (zümrüt yerine süslemesiz taştan yapılmıştır) ile cadının kalesinin her ikisi de mekan çekimi şeklinde filme alınmıştır. Türk versiyonun çocuksu haliyle bize verdiği genel izlenim, realite ve aksiyon ağırlıklı temaların stüdyo reprodüksiyonlarından etkilenen izleyicinin beklentisi bu kadar yükselmeden öncesinde çekilmiş Hollywood filmlerinin “masumiyet”ine; filmlerin kendisinin bile başlıbaşına büyüleyici olduğu, birkaç aktörün sade kostümler içerisinde sıradan bir ırmak kıyısında yürümesinin bile hayalgücünü ateşleyebildiği o yıllara dönüşü simgelemesidir.

Filmin isminde periler ülkesinden “rüyalar ülkesi” şeklinde bahsedildiği halde filmin sonunda Ayşecik’in ülkesinin hayli gerçekçi olması ilginçtir. Bu açıdan bakınca Baum’un Oz’una benzerken MGM’inkine benzemez. İyi Cadı’nın Ayşecik’e artık evine dönmeyi dileyebileceğini söylediği sahnede cadı ortadan kaybolur ama kamera bir süre Oz karakterlerinin üzerinde kalmaya devam eder. Bu, ilk dönem Oz kitaplarında bile yer almayan bir perspektiftir. Ardından büyülü cüceler gözden kaybolur. Bir sonraki sahnede Ayşecik’i çorak ve engebeli bir arazide (Anadolu’nun kırsal kesimleri Kansas’ın yerini çok iyi almış) kendisini sevinçle karşılayan ailesine doğru yürürken görürüz. Büyülü cüceler ansızın çiftliğe yukarıdan bakan bir tepe üzerinde görünürler. Ona bir kez daha hoşçakal derken gittiği için sanki üzgün gibidirler. Ardından son kez kaybolurlar. Büyülü karakterlerin Ayşecik’e elveda demesinin verdiği izlenim, sanki onlar gerçekmiş de Ayşecik sönüp giden bir rüyaymış gibidir.

Baum’un sonradan yazdığı Oz kitaplarından birisinde Oz ülkesinin bir haritası vardır. Bu haritada, Oz ülkesinin, öldürücü bir çöl ve büyülü ülkelerle çevrelendiğini görürüz. Oz üzerine yapılan akademik çalışmaların öncülerinden olan Michael Patrick Hearn, “The Annotated Wizard of Oz” adlı kitabında bu haritada yer aldığı halde Baum’un kitaplarında göremediğimiz tek krallığın “Rüyalar Ülkesi” adlı küçük bir ülke olduğunu not eder. Burası, Oz’un ötesinde uzanan ölümcül çölün tam karşısındadır. Tunç Başaran’ın “Rüyalar Ülkesi” bir bakıma bu esrarengiz ve bilinmeyen ülkenin portresi şeklinde değerlendirilebilir. Bildiğimiz ve tanıdığımız Amerikan fantezi ülkesini başka bir dil ve kültürde yansıtır. Tıpkı mucizeler ve mitlerle meçhul kalan Oz ülkesinin, çölün öbür tarafından bakılınca çok yakın ama umutsuzca farklı bir komşu gibi görülmesi gibi…”

Cevap Anahtarı:
1-B
2-F
3-F
4-E
5-A
6-B & C & H & I & J
7-E
8-C
9-A
10-Hepsi
11-C
12-B
13-E & F & G
14-Hepsi
15-B

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır