Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

8 mayıs / Vizyon sinemasına genel bir bakış

Okan Toprak Yazıları

Retro filmlerin ağırlıkta olduğu, biri yerli 8 filmin vizyon şansı bulduğu bir haftadayız. Söze girmeden Türk sinemasının ustalarından, bir döneme damga vurmuş Zeki Alasya’yı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Metin Akpınar’la birlikte hiç unutulmayacak bir ikiliydiler, yarattıkları karakterlerle bir dönemin politik hicvini yapmışlardı. Sinemamızın emektar mizahçılarından biriydi. Işıklar içinde uyusun.

İlk gösterimini İstanbul Film Festivali’nde yapan Amerikan sinemasının önemli yönetmenlerinden Paul Thomas Anderson imzalı Gizli Kusur/Inherent Vice, (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2027), haftanın en dikkat çeken yapımı. Thomas Pynchon’un aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaristliğini de Anderson’un kendisi yapmış. Film, 1970’ler Amerika’sında geçen hikâyesiyle bir dönemi anlatmaya soyunmuş. Hippiliğin son dönemlerinde Los Angeles’ta yaşayan hippi-esrarkeş dedektif Larry ‘Doc’ Sportello etrafında gelişen olaylarda hippi alt kültüründen uyuşturucu bağımlılığına, “Kara Panterler”den Mansonlar çetesine ve oradan ırkçı gruplara, Vietnam sonrası Richard Nixon Amerikası’na uzanan geniş bir sosyal, politik arka plan var. Karmaşık bir olay örgüsünün içinde bol karakterli, bol diyaloglu uzun bir  hikâyeye sahip Gizli Kusur, ortalama seyircinin izlemekte zorlanacağı ancak sinefillerin dikkatle izlediklerinde keyif alacakları bir film. Retro atmosferinin belirgin olarak izlendiği yapıtta, düş kırıklığının ve boşluğa düşmüş olmanın yarattığı kara mizaha eşlik eden bir Amerika tasavvuru var. 

İstismar sinemasının oldukça yetkin bir örneği olarak duran İngiliz yönetmen Peter Strickland imzalı Burgonya Dükü/The Duke of Burgundy (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2029), 70’li yıllar erotik-gerilim filmlerine ve bu türün efsanevi ismi İspanyol sinemacı Jesus Franco’ya bir saygı duruşu niteliğinde. İki lezbiyen kadın, Evelyn ve Cynthia arasında geçen sado-mazoşist bir ilişkinin seyrinin anlatıldığı filmde, başarıyla oluşturulmuş retro atmosferi göze çarpıyor. Öykünün geçtiği malikâne, İngiliz taşrasının bakir topraklarında yeşilliklilere bezeli bahçelerin içinde küçük bir cennete benziyor ve bu fantastik efendi-köle ilişkisine hayat veriyor. Mekânla bütünleşik retro zamanı ve küçük burjuva evrenindeki lezbiyen sado-mazoşizm, başarılı bir görsellik ve iyi bir hikâyeyle Burgonya Dükü’nü istisnai bir eser haline getiriyor. Haftanın en başarılı atmosferine sahip filmi olarak nitelemek mümkün. Burgonya Dükü, bir saygı duruşu olmanın ötesine geçen, farklı iktidar ve tahakküm okumalarına açık güçlü bir diyalektik metin olarak ön plana çıkıyor.

Haftanın korku sinemasında dikkat çeken yapımı Peşimdeki Şeytan/It Follows (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2025), ergenlikten genç kadınlığa geçiş yapan 19 yaşındaki Jay’in erkek arkadaşıyla ilk cinsel deneyimi yaşamasının ardından kaptığı musibet sonrası başından geçenleri anlatıyor. İdeolojik okumaya oldukça açık filmde cinselliğin özgür ve bağımsızca yaşanmasının insanın başına ne gibi çoraplar öreceği, alt metin olarak karşımıza çıkıyor. Amerikan muhafazakârlığının geçmişten bugüne Hollywood sineması üzerinden sıklıkla işlediği bir ideolojik tema olan cinselliğin özgürce yaşanmasının insana kötülük getireceği tezi, Peşimdeki Şeytan’ın da bu gelenekle uyumlu işlediği bir tez oluyor. Bu tezin özellikle genç kadın cinselliği üzerinden önü sürüldüğünü de belirtmek gerek. Burgonya Dükü ve Gizli Kusur’la benzer şekilde Retro atmosferine sahip filmde, 70’li yıllar gerilim filmlerine gönderme yapılıyor. Amerikan banliyö semtlerinden birini mekân olarak kullanan filmde, korku öğesinin şehirden uzak taşraya yaslanılarak oluşturulduğu görülüyor. Filmin yönetmen ve senaristliğini genç kuşak Amerikalı yönetmenlerden David Robert Mitchell yapıyor.

Haftanın tek yerli yapımı olan Ata Demirer, Hakan Algül, Demet Akbağ ortaklığının son ürünü Niyazi Gül: Dörtnala (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2030), Ata Demirer’in ilk çıkış yaptığı zamanlarda televizyonda yaptığı skeç programı Korsan TV’deki veteriner hekim Niyazi Gül tiplemesinden yola çıkılarak yapılmış bir gişe filmi. Senaryo ekibinde Vedat Özdemiroğlu ve Ata Demirer’in kendisinin de yer aldığı filmde Niyazi Gül’ü artık üniversitede bir profesör olarak görüyoruz. Bu haliyle yeni bir karakter değil Niyazi Gül, zamanın televizyon fenomeninin yeni bir hikâye ve olay örgüsüyle bugüne uyarlanmış hali. Hayvan sevgisi temasının ön plana çıktığı, onu Yeşilçam nostaljisini yansıtan aşk temasının izlediği filmde mekân olarak İzmir seçilmiş, zira Niyazi Gül Ege Üniversitesi profesörlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Demirer’in Eyvah Eyvah serisine mekân olarak seçtiği şirin Ege kasabası Geyikli’den sonra rotayı İzmir’e çevirmiş olması anlaşılır bir tercih. Şu da var ki kasaba ortamının sıcaklığı ve yerelliğin özgünlüğünün başarılı bir temsili olan Eyvah Eyvah serisi filmlerindeki samimiyeti Niyazi Gül: Dörtnala’da bulmak zor. Demirer&Algül ortaklığının son ürünü, yaptıkları bir önceki seri işlerin aksine daha zayıf duruyor.

Bir dönem ve seri katil filmi olan 44. Çocuk/ Child 44 (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2028), ünlü isimlerinden oluşan kadrosu ve yapımcısı Amerikalı yönetmen Ridley Scott’la dikkat çekiyor. Stalin dönemi Sovyetler Rusya’sında geçen  hikâyede gözden düşmüş bir ajanın seri cinayet vakasını çözme çabası ve bunun üzerinden Stalinist Sovyetler sisteminin eleştirisi yapılıyor. Tom Rob Smith’in aynı adlı romanından Richard Price’nin senaryosuyla uyarlama filmin yönetmenliğini Daniel Espinosa yapıyor.

Müzik temalı bir film olan Koro/Boychoir (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2024), başrol oyuncusu deneyimli aktör Dustin Hoffman’la dikkat çekiyor. Yetenekli ancak iletişim sorunu olan 12 yaşında öksüz Stet’in koro şefi öğretmeninin yardımıyla kendini ispatlaması süreci anlatılıyor. Yatılı okul filmlerinin yeni bir örneği olan Koro’da çocukluktan ergenliğe geçişin sancılı süreci ve erkek çocuklar evrenine yeni bir bakış bulunuyor. Kariyerinde başarılı filmlere imza atmış Kanadalı yönetmen François Girard’ın yönettiği filmin senaristliğini Ben Ripley yapıyor.

Haftanın bir diğer korku filmi Şeytani Ruhlar/Demonic(http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2026), gizemli ev motivasyonundan hareket ediyor. Amerikan taşrasında terk edilmiş bir evde öldürülmüş halde bulunan gençlerin cinayetinin soruşturulmasıyla yol alan filmde polisiye izlek de devreye giriyor. Gizem, katliamdan sağ kurtulmayı başaran bir gencin anlatımlarıyla çözülüyor. Filmin yönetmenliğini bu türün tecrübeli isimlerinden Will Canon yapıyor. 

Haftanın animasyon sinemasında Çin Halk Cumhuriyeti çıkışlı, yönetmenliği ve senaristliği Yunfei Wang tarafından yapılmış Yugo&Lala (http://www.antraktsinema.com/vizyon.php?id=2023) bulunuyor.

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır