Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Charlie Chaplin Filmleri Neden Hala İzlenir?

Sema Fener Yazıları

Charlie Chaplin filmlerinin günümüzde de izlenişinin ve kayda değer bir hayran kitlesine sahip olmasının nedenlerinden biri müziktir. Chaplin filmlerinde müziği büyük bir başarı ile kullanır. O dönemin Hollywood tabiri ile ‘Miki Fare Müziği’ yapar. Müzik görüntü karesindeki hareketlere, senkronize halde, bire bir eşlik eder. Chaplin daha küçük yaşlarda müzikle tanışmış sevmiş ve bilgi sahibi olmuştur çünkü müzisyen bir aileden gelir.

Charlie Chaplin 16 Nisan 1889 da Londra’nın fakir bir mahallesinde doğdu. Annesi Hannah Harriet Pedlingham Hill, ‘Lily Harley’ takma ismiyle sahne alan bir müzikhol şarkıcısıydı. Oğlunu yaşadıkları kiralık odalarda yalnız başına bırakmaktansa çalıştığı yere getirmeyi tercih ediyordu. Böylece Charlie Chaplin’in müzikle tanışıklığı erken çocukluğuna kadar uzanır. Aynı ismi taşıdığı babası Charles Chaplin de ‘Canterbury Music Hall’de sahneye çıkan bir vokalistti. Mutlu günlerinde ailenin müzikle dolu akşamları Chaplin’in hep anılarında yaşamıştır.

Böylesine müzikle dolu olan Charlie Chaplin’ in istemeden de olsa sahneye çıkışı fazla gecikmez. Daha beş yaşında iken bir gece ‘Aldershot Canteen’de çoğu denizcilerden oluşan zor bir seyirci kitlesinin önünde şarkı söylerken annesinin sesi kısılır ve protesto ıslıkları arasında sahneyi terk ederken beş yaşındaki oğlunu sahneye iter. Ve Charlie hiç paniklemeden dönemin iki popüler şarkısını başarı ile icra eder. Şaşkınlıkla kendisini izleyen seyircileri selamladıktan sonra soğuk kanlı bir şekilde sahneye atılan bozuk paraları toplar. Ünlü ‘Modern Times – Modern Zamanlar’ filminin ‘non-sense song – anlamsız şarkı’ sahnesinde bu çocukluk anısının etkisini görmek mümkündür.

1898 yılında dokuz yaşındayken ‘English Music Hall – İngiliz Müzik Salonun’ da sahne alan ‘The Eight Lancashire Lads’ isimli çocuk korosuna katılarak müzik kariyerine başladı. Ardından Fred Karno’nun komedi tarzı küçük skeçler sergileyen gurubuna katıldı. Onlarla birlikte Amerika’da turneye çıktı. Karno’nun grubunda müzik önemli bir rol oynuyordu. Bu açıdan Charlie Chaplin için çok uygundu. Müzik aşkını ritmik ve baletik pantomim yeteneği ile birleştirmenin yolunu bulmuştu. 1913 yılının sonunda Amerika’da kalarak ‘Moving Pictures- Hareketli Görüntüler ’de, yani Sinema’da, şansını denemek için Karno’dan ayrıldı. Kariyerinin bu erken döneminde bir gece New York Metropolitan Operasına gitti. O ana kadar sadece Vodvillere aşina olan Charlie Chaplin’ i opera adeta büyüledi. Opera ona müziğin sessiz filmlerde diyalogların yerini alabilecek kuvvetli bir anlatım aracı olabileceğini göstermişti.

Sol eli ile çaldığı kemanını gittiği her yere taşır, saatlerce çalardı. Daha sonra bir çello satın aldı ve onu da gittiği her yere taşıdı. ‘Mutual Film’ şirketinde çalışırken Paderewski ve Leopold Godovsky gibi ünlü müzisyenlerle tanıştı ve 1916 da Bert Clark isimli bir İngiliz Vodvil komedyeni ile kendi müzik şirketini kurdu. Ama bu şirket Chaplin’in bestelediği  ‘Oh! That Cello’, ‘There’s Always One you Can’t Forget’ ve ‘The Peace Patrol’ isimli üç parçayı yayınladıktan sonra kapandı. Bundan sonra ‘Film’ Chaplin’in tek uğraş alanı olacaktı. Charlie Chaplin 1914 ve 1923 yılları arasında çoğu ‘Slapstick – Sopalama’ komedi tarzı olan yaklaşık seksen kısa film yapmıştır. Charlie Chaplin, 1914 yıllarında Hollywood’da ilk işbaşı yaptığında on altı filmde oyuncu olarak rol aldı. Ardından çalışmaya başladığı Keystone Stüdyolarında yirmi kısa film yönetti. Keystone firması için yaptığı ilk film ‘Making a Living’ filmidir.

Bunu takip eden ‘Kit Auto Races at Venice’ filminde melon şapkalı, bol pantolonlu, birkaç numara büyük ayakkabı giyen, durmadan baston çeviren komik ve sakar ‘Şarlo’ tipini yarattı. Keystone Stüdyolarında film yapma işinin tekniğini iyice öğrenen Charlie Chaplin, burada geçirdiği ilk yılın sonunda kendi kısa filmlerini çekip kurgusunu da yapabiliyordu. İlk dönemlerde yönettiği bu filmler bugünkü bakış açımızla tanıdığımız Chaplin filmlerinden çok farklıdır. Hikâye anlatımı ve stil açısından son derece basit filmlerdir; kız tavlama, girilen herhangi bir işte çuvallama, komik kazalar, rastlanılan insanlarla yaşanan sürtüşmeler gibi anekdotlara dayanan basit güldürmecelerdir.

Charlie Chaplin’i olağan üstü bir sanatçı yapan özellik, çektiği hemen her filmde gözlemlenen kendini aşma çabasıdır. Chaplin’in bu kadar geniş bir seyirci kitlesine ulaşmasının temelinde ise, çizdiği o basit insan tipinin burjuva kültürü ve güçlünün zayıfı ezmesi olgusu ile mücadele ederek, o sevimli güçsüzlüğüne rağmen bir sürü komik unsurların eşliğinde sonunda galip gelmesi yatar. Amacına ulaşmak uğruna stüdyo değiştirmekten de kaçınmayan Chaplin’in Essanay Stüdyolarında çektiği kısa filmlerde, vurucu insan hikayeleri ile yüklenmiş sofistike tematik anlatım ve stilinin ip uçları sezilmeye başlar. 1916 yılında Mutual Şirketi ile bir seri komedi filmi için anlaştı. Aralarında ‘The Imıgrant – 1917’ ve ‘The Adventurer – 1917’ gibi ünlü filmlerinde bulunduğu bu on iki adet film sinema tarihinin en etkin komedi filmleri arasında yer alır.

Popülist yöntemleri asla benimsemeyen Chaplin yönetim ve topluma yönelttiği ince eleştirilerini bu komedi tarzı içinde eriterek izleyiciye sunmuştur. 1918 de Mutual ile anlaşması bitince kendi film şirketini kurarak ‘A Dog’s Life – 1918’, ‘Shoulder Arms – 1918’, ‘The Pilgrim – 1918’, ‘Pay Day – 1922’, ‘A Woman of Paris – 1923’, ‘The Gold Rush – Altına Hücum, 1925’, ‘The Circus – Sirk,1925’ filmlerini yapar. Kısa film döneminin sonunda çalışmaya başladığı First National Pictures Stüdyoları için yaptığı filmlerde yönetmenin estetik kapasitesi artık olgunlaşmış, sinematografik dili ve ikonik bir sembol haline dönüşen kişiliği belirginleşmiştir. National Stüdyoları için yaptığı ilk kısa film olan ‘Pay Day’ yirmi sekiz dakika uzunluktadır ve sanatçının adeta bir uzun metraj film hazırlığıdır. Sesli film döneminde ise 1931 de en önemli filmi kabul edilen ‘City Light – Şehir Işıkları’ filmini çekti.

Dünya çapında bir üne sahip olmasına rağmen ABD vatandaşlığını kabul etmediği, dört kez evlenip boşanarak (hakkında açılan bazı babalık davaları da vardı) uygunsuz bir aile yaşamı yaşadığı ve ‘Altına Hücum’ filminde komünizm propagandası yaptığı gibi gerekçelerle bir dönem Amerika’ya girmesi yasaklanınca ailesi ile İsviçre’ye yerleşti ve 25 Aralık 1977 de ölünceye kadar orada yaşadı. 1972 de kazandığı Özel OSCAR ödülünü almak için Amerika’ya davet edilen Chaplin’e İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth de 1976 yılında seksen altı yaşında iken “Şövalye” unvanını vermiştir.

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır