Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Balina

Mert Amasyali Yazıları

Darren Aronofsky’nin en son filmi ve ilk dijital çekileni Balina (The Whale) Samuel D. Hunter’ın aynı isimli oyunundan uyarlanmış ve Aronofsky de metnin teatral nitelikleri üstüne eğilmiş. Karakterlerin sahneye giriş şekilleri, Charlie (Brendan Fraser) veya birbirleri ile etkileşimleri, sette hareket ediş ve sahnelerden çıkış biçimleri bir tiyatro oyununun sabit ritmine sahip. Aronofsky gene bu amaç uğruna geniş genel planlar ile bir sahneyi baştan sona çekip, sinematik nitelikleri kamera hareketleri, ışık ve atmosfer ile sağlıyor. Yakın çekimler ise portrevari çok dar bir alan derinliğinde çekilmiş. Filmin belirgin bir başka görsel niteliği aşırı kilosu sebebiyle ayağa bile kalkamayan Charlie’nin oturduğu koltuğun odanın tam ortasına konmuş olması. Bu sayede Charlie neredeyse her sahnenin merkezi ve diğer karakterler bu kütlenin etrafında yörüngeye girmiş uydular gibiler. Charlie’nin etrafında insanlar dururken kanepede çok zaman geçireceğini bilen Aronofsky ve Pi filminden beri yakın işbirlikçisi olan görüntü yönetmeni Matthew Libatique bu sebeple daha yatay bir çerçeveye karşı dikeyliği tercih ederek filmi 1.33 çerçeve boyutunda çekmişler. Bu tercih tabi aynı zamanda yerinden hareket etmekte zorlanan Charlie’nin dairesinin sınırlarını yansıtan, kapalı bir kutu atmosferini sağlıyor.

Hikâye, karanlık ve yağmurlu bir pazartesi ile başlar ve haftanın günleri ile bölünmüştür. Salı ve çarşamba bulutlu, perşembe yine yağmur yağıyor ve cuma güneşli. Film Charlie’nin nihai ölümüne doğru ilerlerken, hava durumu yani filmin ışıklandırması da eşzamanlı olarak tersine karanlıktan aydınlığa doğru değişmektedir. Ölümün Amerikan sinemasında alışık olmadığımız bir biçimde kucaklanışı bana göre filmin en kuvvetli ve ayırıcı yönü.

Birkaç yıl önceki bir röportajında Brendan Fraser daha önce kamuoyu ile paylaşmadığı bir dizi gerçeği bir gazeteciye aktardı. Yıllarca film setlerinde yaptığı stuntlar sonucunda vücudunun nasıl çökmeye başladığından, kendisini Hollywood’dan uzaklaştıran bazı sebeplerden bahsetti. En önemlisi ise Philip Berk adındaki eski Hollywood Yabancı Basın Birliği (Altın Küre Ödülleri’ni sahneleyen kuruluş) başkanının 2003’teki bir öğle yemeğinde kendisine taciz ettiğini iddia etti. Bunun sonucunda Hollywood’un kara listesine alınan Fraser’ı endüstriden ayrık duran Steven Soderbergh’in No Sudden Move filmindeki küçük bir rolü ve bazı üçüncü sınıf önemsiz filmler dışında son yıllarda beyaz perdede göremedik. Bu sebeple ki Balina filmindeki rolü ve sonucunda kendisine verilen Oscar ödülü ile sahaya eskisinden de güçlü bir “dönüş” gerçekleştirdiğini söyleyebiliyoruz. Dolayısıyla Balina’dan bahsederken Brendan Fraser’ın samimi, kuvvetli performansına değinmemek elde değil, lakin Charlie’nin kızı Ellie’yi canlandıran Sadie Sink’in performansının özellikle Fraser’ın yanında zaman zaman tek boyutlu ve abartılı durduğunu da söylemek zorundayım.

Balina’dan bahsederken üstünde durulması zorunlu hale gelmiş bir diğer mesele de filmin bazı kesimlerden aldığı sert eleştiriler ve bunların kaynağı. Sorunlardan biri vücut ölçüleri filmin birçok karakteri tarafından tiksinti ile karşılanan Charlie’yi bir tarafta insan onurunu aşağılama eğiliminde olan yaygın bir Şişman-fobisinin (fatphobia) hâkim olduğu günümüz toplumunda, diğer tarafta ise her türlü yaşam biçiminin kişinin kendi kararına bağlı olduğunu düşünen post-modern dünyada ekrana taşımak. Film hakkında yazılan birçok olumsuz eleştiriden anlaşılacağı üzere vücut hatları geniş olan bir insan ile vücut hatları geniş ve bu sebeple her geçen gün kendisini öldürmekte olan bir insan arasındaki fark bazıları tarafından anlaşılmamış durumda. Filme yapılan olumlu veya olumsuz eleştirilerin çoğunun kaynağının bir eserin incelenmesinden ziyade eleştirmenlerin ideolojik gözlükler ardından kendi niş
kliklerinden puan toplama gayesi olduğu görülüyor. AIDS hastalığından ölmekte olan incecik adamlar, bir dilim pasta yedikten sonra tuvalete koşup kendisini kusturan genç kızlar daha önceleri birçok kez övgü dolu yorumlar eşliğinde beyaz perdeyi işgal etti ve bu insanların fiziksel değişimleri çoğu kez tiksinti ile değil, şefkat ile karşılandı. Bu tarz filmleri gözyaşları ile izleyen seyircilerin çoğu sokakta 300 kiloluk bir insan gördüğünde muhtemelen bakışlarını iğrenerek ve acıyarak başka tarafa döndürecektir. Aronofsky bu insanların başka tarafa bakmasına izin vermiyor. Bu bir çeşit sömürü müdür değil midir başka bir konu, lakin konularını örneklediğim tip filmlerdeki tek boyutluluk göz önüne alındığında dikkate değer bir şey olduğunu düşünüyorum. Fakat gene de filmi şişman-fobik olmakla, daha doğrusu filmi yapan ince insanları anlamadıkları bir dünyayı çarpıtmakla suçlayanların bazılarının tamamen haksız olduğu söylenemez. Filmde pizza kuryesinin Charlie’yi ilk kez gördüğünde verdiği “Aman Tanrım” tepkisinden sonra Charlie’nin zincirleme yemek yediği bir an var ki parodi boyutlarına varabilecek bir sahne, fakat genel olarak Aronofsky ve Fraser’ın ellerindeki materyale samimi bir duyarlılıkla yaklaşmaya çalıştığını düşünüyorum. Bir sanatçının doğrudan dahil olmadığı bir grubu anlatmaması gerektiğini düşünen ideoloji tarafından kör edilmiş günümüz insanları Dostoyevski’ye de cinayet işlemeden Raskolnikov’u anlattığı için kızacaklar mı acaba?

» Balina film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır