Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Sansürün tarihçesi III

Sema Fener Yazıları

Görsel Medyada Sansürün tarihsel gelişimi – II
Türkiye’de Sansürün Tarihsel Gelişimi

Osmanlı’da sinemanın kabulü, halktan önce devlette gerçekleşmiştir. II. Abdülhamit döneminde Yıldız Sarayı’na giren sinematograf, başta padişah ve padişah çocukları olmak üzere büyük bir ilgiyle karşılanmış ve tercih edilen bir eğlence aracı olmuştur. Sinemanın saraydaki popülerliği II. Abdülhamit’in ardından Sultan Reşat ile devam etmiştir.

Halkın sinema ile tanışması sarayda yapılan ilk film gösterimin ardından, 1897 yılı başlarında S. Weingberg’in Galatasaray’daki Sponeck Birahanesi’nde yaptığı film gösterisiyle gerçekleşir. Ardından erkeklere özel mekânlarda birer dakikalık sessiz ve hareketli görüntülerin izlenmesi ile hatırı sayılır bir erkek izleyici toplumu oluşmuştur.

Kadınların sinemayla buluşması ise bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Ancak bu problemler, devletin değil erkeklerin bağnaz ideolojilerinden kaynaklanmıştır. Kadınlar üzerindeki otoritelerinin zedeleneceğini düşünen erkekler kadınların sinemaya gitmelerine engel olmak amacıyla Hz. Ömer’in kadınların camiye gitmelerini yasaklamasını örnek göstererek din olgusunu kendi çıkarları yönünde kullanmışlardır.

1. Dünya Savaşı başında taraf devletlerde içinde bulunulan olağanüstü koşullar nedeniyle seferberlik uygulamaları başladı. Osmanlı hükümeti de bir “Sansür Talimatnamesi” yayımladı. Sinema üzerinde askerî sansür uygulamaları talimatnamenin 59. maddesine göre şekillendi. Buna göre ilk defa gösterime girecek tiyatro ve piyesler ile bütün sinema filmleri İstanbul’da “Sansür Müfettiş-i Umumiliği”ne, taşrada ise “Sansür Müfettişlikleri”ne kontrol ettirilerek müsaade alınması zorunlu idi. Bu uygulama müfettişliklerin yoğunluğu nedeniyle bir süre sonra değişti ve sinema sansürü uygulamalarını polis teşkilatı üstlendi.

Ardından 1932 yılında yürürlüğe giren “Sinema Filmlerinin Kontrolüne Ait Talimatname” ile sansür kurumsallaştı.

Muhsin Ertuğrul bu uygulamadan fazlasıyla etkilenen sinemacı olmuştur.

1932 yapımı ‘Kaçakçılar’, ‘Bir Millet Uyanıyor (1932)’ ve ‘Söz Bir Allah Bir (1933)’ filmleri sansür gören ilk filmlerdendir.

Ardından gelen yıllarda da sansür kurulu bazı filmleri daha senaryo aşamasında reddetti, bazı senaryolardan belirli sahnelerin ve hatta kelimelerin çıkarılması şartıyla çekilmelerine izin verdi. Bazı bitmiş filmlerden belirli sahnelerin çıkarılmalarını istendi.

Birkaç örnek vermek gerekirse:

‘Kolombo Şakir (1976)’ - Aydemir Akbaş’ın söylediği “Hatta pompa bile var” cümlesinin ve poposunu çıkararak yürüdüğü sahnenin çıkarılması…

‘Olur mu Dersiniz (Enis Fosforoğlu-Levent Kırca /1976)‘- Eser tümüyle reddedilmiştir.

‘Erkek Güzeli Sefil Bilo (İlyas Salman-Şener Şen-1979)’- Filmde görülen astsubayın TSK Kıyafet Kararnamesi’ne aykırı giyimi nedeniyle bu sahnelerin çıkarılması…

‘İntikam Benim (Cüneyt Arkın-1982)’- Filmde ‘Erkekler de Ağlar’ isminin kullanılmaması kaydı ile izin verilmiştir.

‘Bedel (Kadir İnanır-1983)’- filmdeki sevişme sahnelerinin kısaltılması şartıyla…

‘Acı Ekmek (Bülent Ersoy – 1985)’- Bülent Ersoy’un Cinsiyet sorunu. Kadın mı erkek mi karar verilmediğinden dolayı…

‘Aaahh Belinda (Müjde Ar – 1986)’- filmdeki eşcinsellik çağrıştıran görüntülerin çıkarılması şartıyla…

Türkiye televizyon tarihinin en ilginç sansür olaylarından birisi de ‘Yorgun Savaşçı’ dizisinin başına gelenlerdir.

‘Yorgun Savaşçı’ Kemal Tahir’in aynı isimli romanından uyarlama bir dizidir ve 1979 yılında TRT için çekilmeye başlanmıştır. Dizinin yönetmeni Halit Refiğ ve başrol oyuncusu Can Gürzap’tır. O dönem için hayli yüksek sayılacak 40 milyon TL gibi bir bütçeye sahip olan projenin çekimleri esnasında askeriyeden büyük ölçüde yardım alınmıştır.

Dizi bittikten sonra gösterilmesi konusunda anlaşmazlıklar çıkmış ve 1983’te 12 Eylül askerî cuntası tarafından yakılarak imha edilmesine karar verilmiştir.

Ama bir süre sonra özel HBB TV kanalında çekilen başka bir versiyonunun yayınlanacağı ilan edilince, TRT tarafından negatiflerin videoya aktarıldığı ortaya çıkmıştır.

Bu video kopya 1993 de yine TRT de yayına girmiştir.

Halit Refiğ ise olayı şöyle anlatır: "Yorgun Savaşçı gibi bir olay... ortaya çıkması beş sene sürüyor: 1978-1983. Yapılmasına karar verilen tarih 14 Ekim 1978. Tamamlanıp kuruma teslim edilişi Nisan 1983. Evet. Ve yakıldığı hikayesi on yıl konuşuluyor. 83’ten 93'e kadar. 93'te de iki tane ‘Yorgun Savaşçı’ birden gösteriliyor. Birisi HBB televizyonunda yeniden yapılanı. Diğeri de aynı gün aynı saatte TRT'de. Nev'i şahsına münhasır bir olay."

Bunlar sansür mantığını anlatmak için verilen birkaç örnek. Daha onlarca örnek uygulama gösterebiliriz.

Günümüz Türkiye’sinde de sansür çeşitli uygulamalarla devam etmektedir.

Bunun son örneği 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde görüldü..

Festivale Ulusal Belgesel Yarışma kategorisinde katılan Nejla Demirci’nin yönettiği Yasemin Demirci ve Engin Karataş’ın rol aldığı ‘Kanun Hükmünde’ filmi sağlam bir gerekçe gösterilmeden yarışma seçkisinden çıkarıldı. Ardından oluşan protesto ve tehditler sonucunda Türkiye’nin en uzun soluklu festivali 2023 yılında, 60. kez yapılamadı.

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır