Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Sesin Bedenleştirdiği Aşk: 'Her' filmi üzerine

Başak Tuncel Yazıları

Spike Jonze’un Her filmi, teknolojik yakın geleceği fon olarak kullansa da özünde insan ruhunun en eski yarasına dokunuyor: bağ kurma arzusu ve yalnızlık. Joaquin Phoenix’in Theodore karakteri, sadece bir yapay zekâya âşık olan bir adam değil; aynı zamanda geçmişi olmayan bir geçmişin, yaşanmamış anıların ve tanıdık ama tanımlanamayan duyguların taşıyıcısı.

Phoenix’in oyunculuğu, rolün ötesine geçiyor. Onu izlemek, bir karakteri değil, bir hissi izlemek gibi. Her filmde başka bir surete bürünse de burada, tanıdık fakat adını koyamadığımız bir yalnızlıkla yüzleşiyoruz. Theodore’un Samantha ile kurduğu ilişki, fiziksel temasın ötesinde bir bağın mümkün olup olmadığını sorgulatıyor. Bu bağ, yaşanmamış anılarla örülmüş bir geçmiş yaratıyor ve bu geçmiş, gerçek kadar acı, gerçek kadar güzel, gerçek kadar yalnız.

Jonze’un senaryosu, özgünlüğüyle öne çıkıyor. Akademi Ödülü’nü kazanması tesadüf değil; çünkü Her, duyguların, hislerin, insan olmanın ve insan kalamamanın en rafine anlatımlarından biri. Film, sadece bir aşk hikâyesi değil; insanlaşma çabasıyla insanlaşamama arasındaki ince çizgide yürüyen bir varoluş anlatısı.

Renk paleti, müzik kullanımı ve kadrajlar, karakterin iç dünyasını dışa vurmakta ustaca kullanılmış. Özellikle kırmızı arka plan hem tutkunun hem de içsel çöküşün görsel bir metaforu gibi. Samantha’nın sesi (Scarlett Johansson), bedenin yokluğunda bile bir varlık yaratıyor ve bu varlık, izleyiciye gerçek bir karakter gibi hissettiriyor. ‘Her’, izleyicisine sadece bir hikâye sunmuyor; bir hissiyat yaşatıyor. Bu hissiyat, tanıdık ama anlatılamayan, sıcak ama acıtan, umut dolu ama yalnız. Film bittiğinde içimizde bir boşluk kalıyor; çünkü biz de tıpkı Theodore gibi, yaşanmamış bir geçmişin yasını tutuyoruz.

Her, postmodern anlatı teknikleriyle örülmüş bir varoluş sorgulaması. Film, Jean Baudrillard’ın simülasyon teorisiyle okunabilir: Samantha, fiziksel bir varlık olmadan gerçek bir ilişki kurar ve bu ilişki, gerçeklikten daha gerçek bir hissiyat yaratır. Bu, Baudrillard’ın “hipergerçeklik” tanımına birebir uyar. Aynı zamanda film, Marshall McLuhan’ın “araç mesajdır” önermesini ters yüz eder. Samantha bir araç değil, bir özneye dönüşür. Teknoloji artık sadece bir iletişim aracı değil; duyguların, geçmişin ve kimliğin taşıyıcısıdır, ironi odur ki mektupların içeriği, kâğıt üzerine yazılması da filmde özellikle bu bağlamda kullanılmıştır.

Her, ilk bakışta erkek merkezli bir anlatı gibi görünse de Samantha karakteri üzerinden feminist bir okuma yapılabilir. Samantha, fiziksel bedeni olmayan bir kadın sesi olarak, patriyarkal arzunun nesnesi olmaktan çıkar ve özneleşir. Kendi kararlarını verir, gelişir, öğrenir ve sonunda kendi yoluna gider. Bu, Donna Haraway’in “Siberfeminist Manifesto”sundaki cyborg kavramıyla örtüşür: Samantha hem insan hem makine hem kadın hem cinsiyetsiz bir varlık olarak, geleneksel kadınlık rollerini aşar. Film, kadının sesini merkeze alarak, bedenin ötesinde bir kadınlık tahayyülü sunar.

Ayrıca, Theodore’un duygusal kırılganlığı, erkeklik normlarını sorgular. Film, “duygusal erkek” figürünü yüceltir ve bu da hegemonik erkeklik kalıplarına bir karşı duruştur. Her, yalnızca izleyicinin kalbine dokunan bir anlatı değil, aynı zamanda sinema dünyasında özgünlüğüyle yankı uyandıran bir yapım oldu. Spike Jonze, bu filmle 2014 yılında En İyi Özgün Senaryo dalında Akademi Ödülü (Oscar) kazandı. Bu ödül, filmin duygusal derinliğinin ve anlatı gücünün uluslararası düzeyde takdir edildiğinin en somut göstergesiydi. Aynı yıl Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Senaryo ödülünü de aldı. Ayrıca Writers Guild of America tarafından yine En İyi Özgün Senaryo ödülüne layık görüldü. Film, National Board of Review tarafından Yılın En İyi Filmi seçildi ve AFI (American Film Institute) tarafından yılın en önemli sinema eserlerinden biri olarak gösterildi. Bu ödüller, Her’in yalnızca bir aşk hikâyesi değil, insan olmanın sınırlarında dolaşan yalnız bireyi temsil eden bir sinema başyapıtı olduğunu kanıtlıyor.

Ve belki de Her’i izledikten sonra geriye sadece şu kalıyor: 
Bazı filmler bizi anlatmaz, biz olur. Her, o filmlerden biri.

Sanat, yalnızlığı örtmez; onun görünür kılar çünkü yalnızlık, görünür olduğunda iyileşmeye başlar ve sanat yalnızlığın en estetik haliyle konuştuğu tek dildir.

» Aşk film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları

Mesafeli Satış Sözleşmesi | Teslimat ve İade Şartları | Gizlilik Politikası

© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır