|
Ozon, hikâye anlatıcılığını bir konfor alanı değil, bir ihlal biçimi olarak kurgular. Özellikle Swimming Pool (Havuz) ve Dans la maison (Evde) filmleri, Alain Robbe-Grillet’nin Yeni Roman akımında formüle ettiği "nesnelerin dünyası" ve "bakışın geometrisi" üzerine inşa edilmiştir. Ana karakterleri genellikle dokuyu bozan birer virüstürler. Havuz, bir su kütlesinden ziyade, üzerinde arzuların ve suçun yansıdığı steril bir aynadır. Sarah’nın Julie’yi izleyişi, Robbe-Grilletvari bir "nesnelleştirme" sürecidir. Julie, bir insan değil; Sarah’nın romanındaki bir bölüm, bir sıfat, bir noktalama işaretidir. Sarah için Julie’nin çıplaklığı, cinsel bir çekimden ziyade bir "anlatı yakıtı"dır. Ozon burada izleyiciyi de bu "yazınsal röntgenciliğe" ortak eder. Biz de Sarah gibi, Julie’nin (ve kurgunun) derinleşmesini bekleyen birer suç ortağıyızdır.
Evde (2012): Claude’un orta sınıf bir ailenin evine sızışı, yazının mekânı nasıl ele geçirdiğinin kanıtıdır. Burada ev, bir yaşam alanı değil; üzerine cümlelerin dizildiği bir parşömendir. Entelektüel Seduction (Baştan Çıkarma) Evde’de Claude, öğretmeni Germain’i bir nevi ele geçirir, bu sadece yazdığı hikâyeyle değil, o hikâyenin içine gizlediği röntgenci hazla olur. Germain, bir okur olarak ahlaki pusulasını kaybeder; çünkü kurgunun vaat ettiği "içeriyi görme" arzusu, gerçeğin korunması içgüdüsünü ve statüsünü ezip geçer.
Her iki film de bir iç içe geçiş (mise-en-abyme) örneğidir. Filmin sonuna geldiğimizde, izlediğimiz şeyin "yaşanan" mı yoksa "yazılan" mı olduğu sorusu yanıtsız bırakılır. Havuz’un finalindeki o meşhur sahne (yayınevindeki karşılaşma), tüm filmi bir hayal ürününe dönüştürerek seyircinin zeminini kaydırır.
Claude, Evde’nin finalinde hocasıyla birlikte parkta oturup karşıdaki apartmanı izlerken, gerçekliğin artık tamamen anlatının boyunduruğuna girdiğini ilan eder. Artık dünya, sadece yazılmak için vardır.
Ozon bize şunu hatırlatır: Yazmak, bir eve/ruha izinsiz girmektir. Eğer bir yazarın (veya Ozon’un) dünyasına girerseniz, mahremiyetinizi kapıda bırakmalısınız. Havuz’un durgun suyu da o "mükemmel" orta sınıf evi de aslında aynı şeyi fısıldar: "İçeri bakmaya cesaretin varsa, gördüğün yalanın sorumluluğunu da üstlenmelisin."
Fanus Olarak Ev ve Havuz
Ozon’da mekân, karakterin zihninin dışavurumudur. Havuz’da Güney Fransa’daki o steril villa; Evde’de ise orta sınıfın "mükemmel" aile konutu, birer laboratuvar işlevi görür.
Havuz (2003): Su, burada bilinçaltının ve bastırılmış cinselliğin metaforudur. Sarah Morton’ın rasyonel ve "kurumuş" dünyası, Julie’nin (havuzun) kontrolsüz ve akışkan enerjisiyle bozulur. Havuz, yüzeyde dingin ama derinde cinayeti ve arzuyu saklayan bir "bellek çukuru" dur.
Evde (2012): Mekân artık fiziksel olmaktan çıkıp metinsel bir hal alır. Rapha’nın evi, dışarıdan izlenen bir "sahne"dir. Ozon burada evi, sınıfsal bir röntgenleme alanına dönüştürür. Her iki film de Jacques Lacan’ın "bakış" (gaze) kuramı üzerinden okunmaya müsaittir. İzleyen, izlenene dönüştüğü an Ozon’un oyun alanı başlar.
Havuz’da Sarah, Julie’yi dikizleyerek kendi romanını yazar. Evde’de ise Germain, öğrencisi Claude’un metinleri üzerinden başkasının hayatını "yiyerek" beslenir. İzleyen kişi hikâyeye hâkim olduğunu sanır (panoptikon etkisi), ancak Ozon her iki filmde de "izleyicinin" (ve biz seyircilerin) aslında izlenen tarafından manipüle edildiğini gösterir. Ozon, anlatının içine anlatı yerleştirerek (mise-en-abyme) seyirciyi bir labirente sokar. Havuz’da filmin sonunda gördüğümüz o küçük el sallama sahnesi, tüm izlediğimizin Sarah’nın yazdığı bir kurgu olup olmadığını sorgulatır. Evde filminde Claude, "Devam edecek..." notuyla sadece öğretmenini değil, gerçekliği de askıya alır. Burada Roland Barthes'ın "Yazarın Ölümü" kavramının tersine, yazarın (Claude) Tanrılaştığı bir süreç izleriz.
Ozon sinemasında burjuvazi, her zaman bir "delinme" noktasına gebedir. Havuz’da Julie, İngiliz muhafazakârlığını Fransız hedonizmiyle deler. Evde’de ise Claude, sınıfsal bir asansör gibi eve sızar; arzuyu bir manipülasyon aracı olarak kullanarak aileyi içeriden çökertir.
İki film aslında "Yazmak, başkasının hayatını ihlal etmektir" önermesinde birleşiyor. Ozon, kamerayı bir kalem gibi kullanarak izleyiciyi suç ortağı yapıyor. Ozon’un sineması, bir hikâye anlatma sanatı değil; hikâye anlatmanın imkânsızlığı ve bu imkânsızlığın yarattığı sapkın haz üzerine kuruludur. Havuz’da Sarah’nın yarattığı hayali Julie ne kadar 'gerçekse', Evde filminde Claude’un kurguladığı o 'mükemmel aile' de o kadar sahtedir. Her iki filmde de Ozon bize şunu fısıldar: “Hayat, sadece iyi anlatılmış bir yalandan ibarettir.”
François Ozon sineması, izleyiciyi sadece bir hikâye anlatıcısı olarak değil, aynı zamanda suç ortağı bir "gözetleyici" (voyeur) olarak konumlandırmasıyla tanınır. Bu durum, Ozon’un sinemasında bir tesadüf değil; filmlerinin tematik ve estetik merkezidir. Ozon’un "röntgencilikten" (voyeurism) keyif almasının ve bunu bir üslup haline getirmesinin birkaç temel sebebi vardır:
Mahremiyetin İhlali ve Merak Duygusu
Ozon, insan doğasının en karanlık ve gizli kalmış köşelerini kurcalamayı sever. Karakterlerinin kapalı kapılar ardındaki yaşamlarını, cinsel fantezilerini veya bastırılmış arzularını perdeye taşıyarak izleyiciyi bir anahtar deliğinden bakıyormuş hissine sokar. Dans la maison (Evde): Bu film, röntgenciliğin Ozon sinemasındaki zirve noktasıdır. Bir öğrencinin, arkadaşının ailesinin özel hayatını gözetleyip bunu bir kompozisyon olarak öğretmenine sunması, "başkalarının hayatına sızma" arzusunu direkt bir olay örgüsü haline getirir.
Güç Dengeleri ve Kontrol
Röntgencilik, izleyen ve izlenen arasında asimetrik bir güç ilişkisi kurar. Ozon, bu ilişkiyi karakterleri arasındaki sınıf farklarını, yaş farklarını veya duygusal manipülasyonları vurgulamak için kullanır. İzleyen kişi (röntgenci), bilgiye sahip olduğu için geçici bir üstünlük kurar; ancak Ozon genellikle bu durumu tersine çevirerek izleyeni de rahatsız eder.
Sinemanın Doğasına Bir Gönderme
Ozon’a göre sinema, doğası gereği röntgenci bir sanattır. Karanlık bir salonda, habersizce başkalarının hayatlarını izlemek zaten bir tür gözetleme eylemidir. Ozon, karakterlerini gözetleyerek aslında bize ayna tutar: "Siz de şu an tam olarak bunu yapıyorsunuz."
Gerçeklik ve Kurgu Arasındaki Perde
Ozon sinemasında "gözetleme" eylemi, genellikle gerçeğin nerede bittiğini ve hayal gücünün nerede başladığını bulanıklaştırır. Karakterler birilerini izlerken kendi arzularını o kişilerin üzerine yansıtırlar.
Filmde genç bir öğrenci olan Claude, sınıf arkadaşı Rapha’nın evine sızar ve oradaki "sıradan" orta sınıf hayatı bir dizi kompozisyon şeklinde öğretmeni Germain’e sunar. Burada röntgencilik üç farklı katmanda işler:
Karakterin Gözü (Claude)
Claude için bir eve girmek, sadece fiziksel bir eylem değil, o ailenin mahremiyetini ele geçirmektir. Ozon burada "bakışın hazzını" (scopophilia) kullanır. Claude, ailenin kokusunu, mobilyalarını ve birbirlerine söyleyemedikleri gizli gerilimleri izledikçe güç kazanır.
Aracı / Editör (Germain)
Öğretmen Germain, etik olarak bu durumu durdurması gerekirken, hikâyenin devamını merak ettiği için Claude’u teşvik eder. Burada Ozon, izleyicinin suç ortaklığını Germain üzerinden anlatır. Germain, Claude'un gözlerini kendi protez gözleri gibi kullanır.
Biz (İzleyici)
Bizler, Claude’un yazdıklarını Germain ile birlikte okurken aslında bir "çift katmanlı röntgencilik" yaparız. Ozon, kamerayı sık sık Claude'un baktığı açılara yerleştirerek bizi de o evin içine, izinsizce sokar.
Ozon Neden Bu Temayı "Eğlenceli" Bulur?
Ozon için röntgencilik kasvetli bir suç değil, yaratıcı bir oyun alanıdır. Bunun birkaç teknik sebebi vardır:
Gizem Yaratmak: Bir şeyi tam olarak görmediğimizde (örneğin bir perdenin arkasından baktığımızda), zihnimiz boşlukları arzularımızla doldurur. Ozon, bu boşlukları kullanarak gerilim yaratır.
Ahlaki Esneklik: İzleyiciye "Bunu yapmamalısın ama bakmak ne kadar zevkli değil mi?" sorusunu sorar. Bu ikilem, Ozon sinemasının motorudur.
Sınıfsal Eleştiri: Ozon, genellikle burjuvazinin (orta-üst sınıfın) steril ve mükemmel görünen hayatlarını, röntgenci bir gözle "delerek" altındaki çürümüşlüğü ya da komediyi ortaya çıkarır.
Ozon, röntgenciliği bir "sanatsal röntgen cihazı" gibi kullanır; yüzeydeki deriyi (toplumsal maskeleri) geçer ve doğrudan kemiğe (gerçek arzulara) odaklanır. Bu yüzden onun filmlerinde birini izlemek, aslında o kişinin ruhuna dokunmanın en kestirme ve en tehlikeli yoludur.
Ozon sinemasında röntgencilik, sadece bir "izleme" eylemi değil, aynı zamanda karakterin kendi cinsel kimliğini ve arzularını keşfetme sürecini başlatan bir kıvılcımdır. Karakter başkasını izlerken aslında kendi içindeki bastırılmış "öteki" ile karşılaşır.
Bu durumu en iyi özetleyen film, şüphesiz Swimming Pool (Havuz) filmidir.
Swimming Pool: İlhamın ve Arzunun Röntgenciliği
Filmin merkezindeki Sarah Morton (Charlotte Rampling), disiplinli, soğuk ve üretkenliği tıkanmış bir suç romanı yazarıdır. Genç ve pervasız Julie (Ludivine Sagnier) hayatına girdiğinde, Sarah onu sadece bir "rahatsızlık" olarak değil, bir inceleme nesnesi olarak görmeye başlar.
Sarah, Julie’nin her gece eve başka bir erkek getirmesini, havuz başındaki rahat tavırlarını ve çıplaklığını gizlice izler. Bu izleme eylemi, Sarah’nın yıllardır bastırdığı dişiliğini ve arzularını uyandırır.
Sarah, Julie’yi izledikçe ona dönüşmeye başlar. Onun gibi giyinir, onun yediği şeyleri yemeye başlar ve hatta onun hayatı üzerinden yeni romanını yazmaya koyulur. Burada röntgencilik, yaratıcı bir hırsızlık ve cinsel bir uyanıştır. Ozon, bu "dikizleme" anlarını karakterlerin cinsel sınırlarını esnetmek için bir araç olarak kullanır. Ozon karakterleri izledikleri kişiye hem hayranlık duyar hem de onun yerinde olmak ister. Bu durum, genellikle homoerotik bir alt metin oluşturur. (Örneğin: Dans la maison'da Claude'un Rapha'nın annesine bakarken aslında o aile yapısının bir parçası olma tutkusu).
Ozon sineması, bizi koltuklarımızda rahatsız ederken aynı zamanda içimizdeki o meraklı "gözetleyiciyi" şımartır. Bu, sinemanın en ilkel ama en güçlü büyüsüdür.
Ozon’un bu "dikizleme" merakının arkasında aslında çok temel ve bir o kadar da kurnazca bir insan psikolojisi stratejisi yatıyor.
İzleyiciyi "Suç Ortağı" Yapmak
Ozon, bizi koltuğumuzda masum birer sanatsever gibi oturtmaz. Bizi karakterin gizli hayatına öyle bir sızdırır ki, bir noktadan sonra karakterin o mahrem anı keşfetmesini biz de en az onun kadar isteriz.
Neden? Çünkü bir sırrı paylaştığınızda o kişiye (veya o filme) bağlanırsınız. Ozon, ahlaki yargılarınızı askıya almanızı ve onunla birlikte "suç işlemenizi" ister.
"Bakmak" ile "Anlamak" Arasındaki Farkı Göstermek
Ozon'a göre birini sadece izleyerek onu tanıyamazsınız; sadece kendi fantezilerinizi onun üzerine inşa edersiniz. Karakterleri başkalarını gözetlerken aslında onları oldukları gibi değil, olmalarını istedikleri gibi görürler. Bu da Ozon’un sinemasındaki o meşhur "hakikat-kurmaca" çatışmasını doğurur.
Burjuvazinin Maskesini Düşürmek
Ozon Fransız orta sınıfına (burjuvaziye) bayılır ama onlardan nefret de eder.
Dışarıdan bakıldığında her şeyin çok düzenli, steril ve sıkıcı göründüğü o evlerin içine "röntgenci" bir kamerayla girdiğinde; içerideki ensest arzuları, bastırılmış şiddeti ve yalanları ortaya çıkarır. Bu, toplumsal bir otopsi yöntemidir.
Sinemanın En Temel Dürtüsüne İhanet Etmemek
Sinema tarihi boyunca kurulan en büyük cümle şudur: "Sinema, bir anahtar deliğinden bakma sanatıdır."
Neden? Ozon, sinemanın bu en ilkel, en "kirli" ama en dürüst tarafını saklamaya çalışmaz. Aksine, bunu abartarak yüzümüze çarpar. "Buraya birilerinin özel hayatını dikizlemeye geldiniz, işte size dikizlenecek bir hayat!" der.
Ozon’un "Bakış" Piramidi
Ozon filmlerinde izleme eylemi genellikle şu hiyerarşiyle ilerler:
Gözlem: Karakter, nesnesini (kurbanını/sevgilisini) uzaktan izler.
Sızma: Karakter, o kişinin mahremiyetine (evine, odasına, günlüğüne) girer.
Yıkım/İnşa: İzleyen kişi, izlediği kişinin hayatını ya mahveder ya da onu bir sanat eserine (roman, kompozisyon) dönüştürür.
Özetle; Ozon bunu yapıyor çünkü merak, utançtan daha güçlü bir duygudur. Sizi utandırsa bile merakınızı canlı tutarak filmin sonuna kadar sizi o "anahtar deliğine" hapsetmeyi başarır.
Sizce Ozon’un bu yaklaşımı, izleyiciyi özgürleştiriyor mu yoksa onu bir nevi "manipülasyon kurbanı" mı yapıyor?
» Evde film sayfası |